29 Haziran 2009 Pazartesi

3 Nikah 1 Cenaze..


Sezona pozitif başlayabilmek için biraz Polyanna olmanın kimseye zararı yok. Resmi site yeni sezonun ilk idmanından fotoğrafları girmiş. Aykut'u tesislerde görmek haliyle çok güzel, çok keyif veriyor. Daum tercihini doğru bulduğumu da zaten söylemiştim. Bu iki ismin dışında Koch'u da görmek de beni mutlu ediyor, sanki takımı daha ilk idmandan olumlu etkilemiş, ortaya keyifli kareler çıkmış. Ben tek tek koymayayım, merak eden bu linkten ilgili fotoğraflara ulaşabilir..


Böylece Aragones'e de bir anlamda resmen veda edilmiş oldu, tabii Aziz Yıldırım'ın "ne de olsa parasını veriyoruz" mantığıyla onun için yaptığı sadist planlar yoksa.. İspanyol ile olmadı, o karakter bu futbolculara uymadı. Zaten bir şeyler umut edenlerin sayısı da yok denecek kadar azdı. Bir sezon boyunda tek gördüğüm ışık 3-5 değişik duran top organizasyonu oldu, fazlası değil ama ilginç bir şekilde bu yaşlı adama garip bir sempati duyuyordum. Beni güldürüyordu. Neyse neticede iki taraf için de doğru olan buydu ve hayırlısı oldu. Aragones'in yolu açık olsun, Allah ona uzun ömürler versin..

28 Haziran 2009 Pazar

Konfederasyon Kupası

Konfederasyon Kupasını yakından takip edemedim, bir türlü havasına girememiştim. Bugün izlediğim iki maç ise bana yetti. Turnuva genelinde nasıl geçti bilemiyorum ama son gün çok güzeldi.

Amerika mucizelerine devam edemedi, kupayı kazanan taraf Brezilya oldu. İlk devrede Amerika iki farklı skor avantajını yakaladı ama nefesi yetmedi. İkinci devrenin başında Fabiano’nun golü gelmeseydi belki dayanabilirlerdi. Amerika ilginç bir takım, rakip kaleye az ama öz gidiyorlar. Ceza sahasına fazla yaklaşamadılar ama neredeyse her yaklaştıkları pozisyonda tehlike yarattılar. Bu arada spiker Onyewu’ya takılmıştı, beni de taktı. Onu daha bir dikkatli izledim, sanırım Fenerbahçe’ye isterim.

Brezilya farkı tek gole çok erken indirince maçı döndüreceği belli olmuştu. Golden sonraki 15 dakikada Amerika’yı fena bunalttılar ve çok yordular. Bu arada bir de golleri güme gitti, Howard Kaka’nın kafasını bence içeriden çıkardı. Bu arada alakasız bir not, Ronaldo’nun Madrid’e gitmesine ne kadar sevindiysem Kaka’nın transferine de o kadar üzüldüm. O takıma hiç yakışmayacak, harika bir adam.


Brezilya Konfederasyon Kupasına benim düşündüğümden çok daha fazla önem veriyormuş. Kazanma hırsları, Lucio’nun gol sevinci, takımın maçtan sonraki hali hiç beklemediğim görüntülerdi. Aslında bu belki de kupaya verdikleri önemi göstermiyor, bu sporun onlar için ne ifade ettiğini gösteriyor. Futbol onlar için bir din, hele ki ülkeleri söz konusu olduğunda bu bir basamak daha ileri gidiyor. Brezilya’yı seviyorum.

Gündüz oynanan maç da acaip bir maç oldu. İspanya değişik bir kadroyla ve moralsiz çıktığı maçta beklediğimiz kadar etkili olamadı ve geriye de düştü. Güiza 88. ve 89. dakikalarda attığı iki golle İspanya’yı öne geçirdi ama +3 dakika oynanırken onun gibi oyuna sonrada giren Mphela kendisinin ve takımının ikinci golünü atarak maçı uzatmaya götürdü. Attığı gol de muhteşemdi. 25 yaşındaymış, çok genç sayılmaz ama bizdeki +2 yabancı kontenjanı maliyeti düşük olan bu tip oyunculara kullanılsa sanki daha mantıklı olacak. Uzatmalarda da 1-2 pozisyon yakaladı ve hep doğru vuruşlar yaptı. Mphela’nın golü biraz da Güiza’nın şanssızlığı oldu. Uzatma dakikalarında üçüncülüğü İspanya’ya getiren golü frikikten Xabi Alonso atınca maçın kahramanı etiketi de Güiza’dan tam olarak gitmese de en azından paylaşılmış oldu.


Vuvuzela manyaklığını bir kenara koyarsak Afrika’lı seyirciler de maçlara renk kattılar. Kamera ne zaman onlara dönse tebessüm ettirdiler, 90 dakika boyunca gülüyorlar eğleniyorlar. Acaip neşeliler. Gerçi Vuvuzela’yı kenara atmak da kolay değilmiş, bu konuda yazan diğer bloglara aynı gün iki maç izleyince hak verdim.Sanki maç 10 saat sürse stadda yine o ses eksik olmayacak, o boruyu üflemekten bıkmıyor olmaları gerçekten anlaşılmaz bir şey.

Güney Afrika da herhalde sınavı geçmiştir. Çok takip edemedim ama organizasyon bozukluğuna dair bir haber de okumadım. Darısı Dünya Kupası’nın başına diyelim..

26 Haziran 2009 Cuma

25 Haziran 2009 Perşembe

Fenerbahçe ve Güiza

video

Dün Ntvspor’da alt yazıda gördüm ve ilk anda sevindim. Güiza için Zenit 10 milyon € ve Fatih Tekke’yi önermiş. Önce şunu söyleyeyim, Fatih Tekke’yi zerre sevmem ve Fenerbahçe’ye gelmesini istemem ama teklif doğruysa da duygusal olmamak, sakince düşünmek lazım.

Fenerbahçe’nin nasıl bir saha içi dizilişi ile oynayacağını henüz bilemiyoruz. Zico’nun geliştirdiği ve Fenerbahçe’ye Avrupa’da büyük başarılar kazandıran 4-2-3-1 ya da 4-4-1-1 sistemlerini takıma Daum yerleştirdi. Bu sezon da aynı şekilde mi oynayacak yoksa elde Güiza-Semih-Alex üçlüsü varken tercihim olabilecek 4-3-1-2 ile mi oynayacak bilemiyorum. Yapılan ve gündemde olan transferler ile üç hücum oyuncusunu kaldırabilecek bir orta saha kurulabilir. Mesela Emre-Poulsen-Mehmet Topuz (Özer) orta sahası Galatasaray’ın UEFA kupasını kazanan takımının orta sahasından çok da eksik kalmaz. Eğer düzen bu olacaksa Semih-Fatih Tekke ikilisi yeterli olmaz. Tekrar forvet arayışlarına girmektense Güiza’nın takımda kalmasını tercih ederim, Semih ve Alex ile bu orta sahanın önünde başarılı olacağını düşünüyorum.

Tek forvet oynanacaksa Güiza geçtiğimiz sezonun bir benzereni yaşayacaktır, çoğunluk da bu fikirde zaten. Eğer Daum Alex’li ve tek forvetli sistem ile devam etmeyi planlıyorsa Zenit’in teklifi hemen kabul edilmelidir. Fatih Tekke ve Semih hatta onları da yedekleyebilecek Deivid forvet bölgesi için yeterli olacaktır. Açılacak yabancı kontenjanı ile de skora daha çok katkı yapabilecek bir sol açık alınabilir. 6 yabancı hakkı da iki stoper, bir orta saha, bir sol açık, Alex ve Roberto Carlos olarak kullanılmış olur.

Aykut Kocaman ve Daum takıma ne kadar hakimler ve önümüzdeki sezonun dizilişi ile ilgili ne düşünüyorlar bilmiyorum. Eğer bu teklif doğruysa Fenerbahçe’nin vereceği cevap önümüzdeki sezon göreceğimiz düzen ile ilgili olarak bize ışık tutacak.

Geçtiğimiz aylarda bir blogda Güiza’nın PES09 oyunundan alınmış bir görüntüsünü görmüştüm, direğe sarılıyordu. Üstteki video da aynı oyundan, bu gol kaçınca Beşiktaş’lı bir arkadaşım anında kaydetmiş. Sanırım oyunu geliştirenler Güiza için baya bir kafa yormuşlar..

İsmail-Rıdvan-Nihat --> Beşiktaş

Gökhan Zan’ın gidişiyle psikolojik çöküşün yanında zaten olan Türk oyuncu sıkıntısını iyice hissetmeye başlayan Beşiktaş bir gecede üç Türk oyuncuyla anlaştı.

İsmail’i Fenerbahçe’de görmek istediğimi daha önce söyledim. Maliyet çok yüksek ama Fenerbahçe’ye gelseydi bunu pek düşünmezdim, ekonomi bu sezon benim için ikinci planda kalıyor. Beşiktaş tarafı bu konuda ne düşünür bilemiyorum, konuşulan rakamlar arasında benim gördüğüm en yüksek bedel 6,5 milyon € + 3 oyuncu şeklinde. Bu gerçekten çok ciddi bir rakam ama İsmail de ciddi gelecek vaad ediyor.

Maliyetler buralara geldi artık, yapacak bir şey yok. Takımlara Türk oyuncu lazım ve Anadolu kulüpleri de bunun farkında. Alt yapıdan oyuncu da çıkartamadığımıza göre ipleri ele alma şansı da yok. Mesela Emre Özkan’dan Beşiktaş camiası çok umutluydu ama bu oyuncu şimdi kendi yaşına yakın İsmail’in transferinde ödenen Euro’ların yanında veriliyor. Takımlar için tek çare Almanya’ya eğilmek olabilir, Galatasaray bunu çok iyi başarıyor. Daum ile belki Fenerbahçe de Almanya’dan 2-3 Türk oyuncu yakalayabilir.

Beşiktaş sağ beke de Karşıyaka’dan Rıdvan Şimşek’i transfer etti. Kendisini tanımıyorum, dün akşama kadar da adını çok duymamıştım. Bu sabah itibariyle hakkında okuduğum tek şey Uğur Meleke’nin yazısı. Geçtiğimiz sezon Bank Asya’da Yılın Genç Yeteneği seçilmiş, he bir de adını Rıdvan Dilmen’den almış.


En çok ses getiren isim ise Nihat Kahveci. Geçtiğimiz günlerde bu oyuncudan olumsuz yanıt alınmıştı, sonra nasıl ikna edildi bilemiyorum. Herhalde Villarreal satmayı kafasına koymuştu ve Nihat da La Liga’da beklediği seviyedeki takımlardan teklif alamadı. 4,5 milyon € gibi bir rakamdan bahsediliyor, kendisi de yıllık 2.2 milyon € alacakmış. Bu transferle birlikte herhalde Bobo’nun gidişi de kesinleşti. Gitmezse kadroda abartılı bir hücum oyuncusu şişkinliği olacak.

Ben Nihat’ı son zamanlarda beğenmiyordum, hem yeteneklerini körelmiş gördüm hem de değişik bir havalara girmiş gibiydi. Fazla bencil oynuyordu. Bir Fenerbahçe’li olarak ilk anda Beşiktaş’a transferine sevindim, gelmesini istiyordum. Avrupa’da isim de yaptı, kötü olduğu zaman onu kenarda oturtmak kolay olmayacaktır ve bu takım içinde sorun yaratabilir. Bana başarılı olması zor gibi geliyor ama toparlanıp 20-25 golü bulması ve kapağı takması da mümkün. Topla yapabileceklerini bir kenara bırakırsak Nihat'ın takımına yapacağı en büyük katkı Kaptanlık olacaktır. Beşiktaş’dan yetişmiş ve camianın gurur duyduğu bir isim ile beraber oynamak genç yaşlı fark etmeden her oyuncuyu olumlu etkileyecektir.

Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin yüksek maliyetli transferlerine bakarken insan düşünmeden edemiyor. Bir zamanlar ekonomik kriz vardı, ne oldu ona?

23 Haziran 2009 Salı

Gökhan Zan


“Milli takımın en iyi oyuncusu”
“Servet ile aralarında kalite farkı yok”
“Beşiktaş’dan istediğim 3 ismi sorsalar biri Gökhan olurdu”
“Cengaver bir adam”
“İleri çıkar golünü de atar”
“Kendine güveni yüksek”
“Servet’e göre ayağı daha iyi top yapar ve daha teknik”
“Rijkaard’ın işine yarayabilecek en önemli Türk oyuncu”
“Bu ligde topu oyuna sokmakta Zan kadar titiz Türk oyuncu yok”

Bloglarda biraz gezindim ve Zan transferinden memnun olanların yazdıkları arasında dikkatimi çeken değerlendirmeler bunlar.. Gökhan Zan neymiş de bizim haberimiz yokmuş..

Öncelikle şu gerçeğin altını bir kez daha çizmek lazım, bu bir transfer başarısıdır. Yabancı kontenjanında rahatlama yaratabilir, kadro derinliğini arttırır ve bunlar bonservis ödenmeden elde edilmiştir ama bu kadar abartmanın da bence gereği yok. Artık tek yabancı stoper alınabilir diyenler var, Gökhan Zan’a bazılarının güveni bu kadar fazla. Servet örneğini düşünerek direkt ilk 11’de harika bir performans sergileyeceğinden bu kadar emin olmak pek mantıklı değil..

Servet başka bir adamdı, en basitinden Servet 2-3 şanssız maç haricinde hiçbir zaman Gökhan Zan kadar kötü olmadı ki onun şanssızlığı biraz da Fenerbahçe’de ve Fenerbahçe taraftarı önünde oynamasıydı. Fenerbahçe’de kabul görmek kolay değil. Zamanında Fenerbahçe yerine Beşiktaş’a transfer olsaydı belki orada çok iş yapardı ama Gökhan Zan senelerce Beşiktaş’da bile belli bir noktaya gelemedi. En büyük etiketi “milli stoper”, tek kriter milli olması ama bu adam milli oldukça Fatih Terim’e saydıranların sayısı hiç az değildi. Onun garip tercihlerinden biri oldu hep, milli olmak bir kriterse Colin Kazım da milli mesela hatta Can Arat bile Fatih Terim ile milli oldu..

Özetlersek Gökhan Zan’a verilecek ve takımda dengeleri bozabilecek olan senelik 1.750.000 € haricinde ki bonservisin oyuncuda olduğu düşünülürse bu da makul karşılanır, evet başarılı ve yerinde bir transfer ama bu fikri desteklemek adına en üstte yazdığım argümanları üretmeye gerek yok..

22 Haziran 2009 Pazartesi

Gökhan Zan --> Galatasaray


"Bakalım ayağımız ne kadar uğurlu gelecek, gündem ne kadar dolacak" diyerek postumuzu bitirdik, daha saati dolmadan gündeme ilk bomba düştü.

Fenercell örneğinde gördüğümüz gibi haber öncelikle Gsmobile abonelerine gönderilmiş ve Gökhan Zan ile iki senelik anlaşma imzalandığı açıklanmış. Detaylar hızla önümüze gelecektir ama benim sabah gazetede gördüğüm Gökhan Zan'ın sözleşmesindeki +1 yıllık opsiyonu kullanmayı Beşiktaş yönetiminin atladığı ve bunu fırsat bilen futbolcunun da ücretine zam istediği haberiydi. Çok üstünde durmadım ama haber gerçekmiş, bu transfer ne şekilde gelişti bilmiyorum ama sanki Galatasaray süreci Beşiktaş'dan daha iyi takip etmiş. He bence yaptıkları pek hoş değil o ayrı..

Gökhan Zan'ın yaptığına ben isim koymayacağım, Beşiktaş'lı arkadaşlar gereken her şeyi fazlasıyla söyleyeceklerdir. Herhalde kendisi doğuştan çok sıkı bir Galatasaray taraftarıydı..

Servet kumarı kazanılmıştı, Gökhan Zan ile de bu olur mu? Ben sanmıyorum. Bu transfere çok sevinen bir Galatasaray'lı ya da çok üzülen bir Beşiktaş'lı da herhalde yoktur. Beşiktaş'ın tek üzüldüğü nokta deli gibi bir Türk oyuncu ihtiyacı varken eldeki bir ismin de kaybedilmesidir. Bu transfer de Beşiktaş yönetiminin rezilliklerinden biri olarak arşivlere geçecektir.

Galatasaray'daki transfer sessizliği taraftarlarında geçtiğimiz yıla benzer bomba transfer beklentilerine yol açmıştı. Diğer transferler ne olur bilmiyorum ama herhalde onların beklediği bomba bu değildi. Bir diğer nokta da bu transferden Rijkaard'ın haberinin olup olmadığı, iki Adnan kafalarına göre iş yapmaya bu kadar çabuk başladılarsa ilerleyen günlerde neler yaparlar bilemiyorum..

Neresinden bakarsanız bakın önümüzdeki günlerde bu imza çok konuşulacak. Gökhan Zan tartışılacak, iki kulüp arasındaki ilişki yıpranacak belki de Beşiktaş yönetiminden istifa eden olacak.

Çok ilginç bir transfer sezonu oluyor.. Çocukluğuma döndüm..

Falan Filan..


Çok uzun zaman oldu blogu ve gündemi bırakalı, en son Beşiktaş’ın şampiyonluğunu yazabilmiştik. O günden bugüne olduğu kadarıyla aklıma gelenleri, not etmek istediklerimi madde madde yazayım;

* Her ne kadar hala resmi açıklama yapılamasa da Christoph Daum Fenerbahçe’nin başına geldi. Kısa geçeceğim, ben sevindim.
* Daum kadar sevindiğim bir başka nokta da Aykut Kocaman oldu. Fenerbahçelilerin Fenerbahçe için çalıştığını görmek çok güzel. Arkasında Aziz Yıldırım sıkı durabilirse başarılı olacağına inanıyorum.
* Ve tabii ki Mehmet Topuz.. Bu kadar sulanan hikaye üzerine daha fazla yorum yapmanın gereği yok. Transfer edilen oyuncu artık başka bir Mehmet Topuz, eski Mehmet Topuz transfer edilseydi kendisinden pek haz etmiyor olmama rağmen beni mutlu ederdi ama bu yeni Mehmet Topuz’un yapabileceklerinden şüpheliyim. He transfer benim için de güzel bir mastürbasyon oldu o ayrı, Yıldırım Demirören’in yediği bu tokat Topuz’un takıma verebileceklerinden bağımsız olarak beni çok mutlu etti.
* Bekir, Bilica ve Özer çok yerinde transferler. Murat Ceylan, İsmail, Eren ve Caner’i de çok isterim, Sercan’ın peşinde bu kadar koşulmasına ise anlam veremiyorum. Fenerbahçe ile ilgili daha uzun bir yazı yazacağım.
* Rijkaard Galatasaray’da. Fenerbahçe için adı geçtiğinde istememiştim, bizde yapabileceğine inanmadım. Sezon sonunu göremez diye düşündüm ama Galatasaray’da ne olur bilemiyorum. Olabilecekler iki Adnan’ın yapacakları ile sınırlı, sadece bunu söyleyebilirim.
* Beşiktaş Topuz olayından sonra daha önceden anlaşılan Fink takviyesi dışında sessizliği büründü ama yazılanlar forvet arandığını gösteriyor. Neden forvet aradıklarını anlamıyorum, öncelikleri mevkisi ne olursa olsun Türk oyunculara saldırmak olmalı. Yabancı sayısı Beşiktaş için ciddi bir sorun.
* Trabzonspor hala teknik direktör arıyor. Bence Ersun Yanal’ı çok arayacaklar.
* Efes Pilsen şampiyon oldu. Son maçta olanlar Fenerbahçe’lileri bile ikiye böldü. Çıkan olaylardan utananlar ve bu utananlardan utanç duyanlar olarak. Benim aynı fikirde olduğum yer ise Papazın Çayırı
* Real Madrid Avrupa'da transfer piyasasını bir anda allak bullak etti. Kaka Manchester City'ye gitmediğinde göklere çıkartılırken “Real Madrid aynı teklifle gelseydi görürdüm, bıraksın bu işleri” diyordum ve gördüm.
* C. Ronaldo da benim açımdan gidebileceğin en iyi takıma gitti, nefret ettiğim adam nefret ettiğim takımda.
* Zlatan Barcelona’ya gelmesin. İstemiyorum.
* Ancelotti Chelsea’de, bence başarılı olamayacak.
* Formula 1’de Ferrari biraz toparladı, sezonu Mclaren’in önünde bitirmek tesellimiz olacak. Vettel’i takımda görmek istiyorum.
* NBA’de Lakers şampiyon oldu, üzüldüm. Ne büyük bir Orlando sevgim vardır ne de Hidayet. Sadece Kobe ve Lakers’dan nefret ediyorum.
* Uzun bir aradan sonra dün futbol izledim, özlemişim. Meğer Konfederasyon Kupası varmış da benim haberim yokmuş. Brezilya İtalya’yı fena dağıttı, salmasalar çok daha büyük bir fark olabilirdi. Bir ufak not, Robinho’dan nefret ediyorum.

Bir çırpıda aklıma gelenler bunlar. Bakalım ayağımız ne kadar uğurlu gelecek, gündem ne kadar dolacak..

19 Haziran 2009 Cuma

Dönüş


Sonunda bitti. İnanılmaz yoğun bir dönem geçirdim, son 15 gün uyku ortalaması 2 saate düşmüş, ofiste yattığımız gecelerin sayısı artmıştı. Neyse işte, detaya gerek yok. Geçti, gitti, bitti..
.
Bu dönemde çok şey oldu, çok şey kaçırdım. Kaçanların büyük bölümünü Mehmet Topuz'un oluşturduğu bir gündemde yazamadım diye ekstra üzüldüğüm bir şey yok ama blog ile ilgilenmeyi de diğer blogları okumayı da özledim.

Şimdi sırada kısa bir hafta sonu tatili var, dönünce yazamadığımız şeyler hakkında kısa yorumlar yaparız..