23 Şubat 2011 Çarşamba

2010-2011 22/34 Spor Toto Süper Lig Ahkam Baltalamasyonu I

Madem biriktirdik biraz, dökelim üşenmeyip. Stereo Cipolla iftiharla sunar: Spor Toto Süper Lig Ahkam Baltalamasyonu I (Kısaca sıtısılab-bir)

Not: Dizilişlerle ilgili, Trabzon'u yazmak kolay nispeten de mesela Bursa bayağı zor, ben son hallerini yazıyorum, yani sezon genel gidişatı, son haftalar ve önümüzdeki yakın gelecek toplamında yorumumdur. Sezonu kapatan sakatlar, transferle giden oyuncular veya hiç denenmemiş görev/oyuncu seçimleri elendi mesela.

22. Hafta itibariyle Puan Durumu
  1. Trabzonspor, 50, +30
  2. Fenerbahçe, 48, +28
  3. Bursaspor, 45, +20
  4. Kayserispor, 42, +12
  5. Gaziantepspor, 37, +7
  6. Beşiktaş, 32, +7
  7. Eskişehirspor, 32, +1
  8. Galatasaray, 32, -1
  9. Manisaspor, 31, +1
  10. İstanbul BB, 30, +3
  11. Karabükspor, 29, -2
  12. Ankaragücü, 25, -8
  13. Antalyaspor, 25, -9
  14. Gençlerbirliği, 24, -12
  15. Bucaspor, 18, -15
  16. Konyaspor, 16, -14
  17. Sivasspor, 16, -19
  18. Kasımpaşa, 14, -29
Bölüm 1

TOP 5

TRABZONSPOR
50 Puan, +30 Avj., Galibiyet %68, Gol/Maç 2.09


Trabzonspor'la başlamamız yakışırdı zaten. Şenol Güneş geldiğinden beri beğeniyorum. Daha sezon başındaki Süper Kupa maçında haa dedim, bunlar olmuş baya baya takım. Bu sezon özellikle takım halinde oynama konusundaki ilerleme önemli. Takım olununca bireysel performansların da nasıl parladığını görmek açısından kıymetli bir örnek. Fiziksel yeterlilik ve takım oyununa uygunluk asıl önşartlar. Ondan sonrasında 6-7 hücum formasyonlu oyuncuyla birden oynayabilen, bunu yapmak üzere de saçma sapan goller yemeyi kader görmek zorunda kalmayan bir takım seyrediyoruz. Başka bir yerde Hagi'nin takım savunmasını güçlendirmek için Neill'ı, Hakan Balta ve Sabri'yi orta üçlüde görevlendirdiğini görüyoruz örneğin. Trabzon ise sadece Ceyhun'lu oynadığında defans formasyonlu oyuncu kullanıyor orta sahada. Kaldı ki o zaman rakip pas mas yapamıyor zinhar. Eğer Brozek kardeşler ikinci yarıda takımın yüküne omuz verebilirlerse çok iyi olur. Şampiyon olsa da olmasa da Trabzon, lütfen Şenol Güneş oyunun içinde birkaç yıl daha kalsın. Daha detaylı bir Trabzon yazısını bir maç arkasına saklıyorum ve pupa yelken Fener'e geçiyorum.


FENERBAHÇE
48 Puan, +28 Avj., Galibiyet %68, Gol/Maç 2.36



Önce Alex. Sonra daha Alex ve en sonunda Alex. Tabi ki dolaysız yoldan bu takım ve etrafındaki organizasyonun gayretleri değerli. Tabi ki tek başına bir oyuncudan bahsetmek yanlış ve ayıp olur, üstelik işini iyi yapanların sayısı hiç de az değil. Ama Alex konuşulacak, anılacak, bundan çok uzun zaman sonra bile. Başka hiç kimse değil, Aziz Yıldırım bile bir noktaya kadar, kaldı ki Alex'siz başkanla başkansız Alex'e bakarsak bunun sağlaması çıkar sanki. Yine de, takım savunması geleneğine sahip çıkan Fenerbahçe çok büyük ihtimalle yine ilk 2 içinde olacak sene sonunda. Üstelik en büyük iki rakibine karşı da derbi morali konusunda üstün senelerdir. Beşiktaş>Fenerbahçe>Galatasaray>Beşiktaş gibi bir equilibrium vardı he mi? İstatistiklerden de ziyade toplum hafızasınca. 'Alexli Fener kazanır' a dönüştü bu değil mi? Malesef 2 sene daha var bunu yıkmaya çalışacağımız. Yahu bir de Aziz Amca'nın Brezilya'daki en iyi stoperi pide siparişi verir gibi yapıp getirdiği Lugano var kafama takılan. Gidin siz de alın yahu. Neyse ne, iki tane canavar stoper transferi yapıp da sonra başarısız olmuş takım var mı lig tarihimizde? Gidin lan, önce kalecinizle stoperlerinizi alın. En iyisini oraya alın. Delirtmeyin beni.

Şu ana kadar bu sezonun asıl sürprizi Stoch'un kayboluşu. Yalnız kopmuş gibi görünen çok oyuncu comeback yaptı bu takımda, yaşı itibariyle potansiyeli bakidir. Bunların dışında Volkan-Gökhan-Emre rakiplerde olmayan seviyede yerli oyuncular. Alex'in dışında fark yaratabilecek faktör de budur bence son düzlükte. Arkhe dönene kadar bir-iki tane maçını yazmamız icap edecektir, o zaman detaylandırırız.


BURSASPOR
45 Puan, +20 Avj., Galibiyet %59, Maç/Gol 1.72



Ömer Erdoğan'ın milli takıma seçilişidir Bursaspor. Aynı takıma neden Volkan Şen'le Sercan Yıldırım'ın seçilemediğidir de aynı zamanda. Ertuğrul Hocadır belki de en önce. Takım savunması, oyun disiplinidir haliyle de. Enteresan geniş bir kadrodur bir de son tahlilde. Olmadığı, ona uymayan da önde koşan takım olmak, favori olmak, lider olmak sanki, kovalayan bir underdog olmak daha iyi oturuyor üstüne. Bu sene asıl sıkıntıyı İvankov'da yaşıyorlar, bir anda çok sıradan-altı bir kaleciye dönüştü sanki. İstikrarı filan bir yana seyretmesi pek zevkli gelmiyor Bursa maçlarını, kusuruma bakmayın. Oysa bir üst seviyede top oynayacak potansiyeli olan bir kadro bence. 4.5 yıldızlı bir stoper veya bir bek o sıçramayı yapabilir, bir de kaleci gerekecek malum. Altidore ve Miller yine FMvari transferler oldular Bursa adına sanki, umuyorum ki faydalanılsınlar. Bursa'nın ideal 11'ini yazmak zor dedik, Volkan/Turgay tercihi örneğin, veya Ozan/Sercan, Miller/Altidore, Batalla/Insua vs. Hem gücü hem de limiti aynı yerden geliyor, oyuncular hep birbirinin ayarında. Kimi zaman BİR kişinin kral olması da gerekebiliyor sahada. Volkan buna soyundu ama kaldıramadı. Bakalım, kadroyu bozmaz, son dönemdeki çatırdamalar klüp içinde parçalanmalara dönüşmezse yaş ortalaması genç bu kadro, ne yaptığını bilen bu teknik adamla daha da güzel günler görebilir.


KAYSERİSPOR
42 Puan, +12 Avj., Galibiyet %55, Maç/Gol 1.32



Kayserispor'u çok çok seyretmedim aslında. Sezon başında biraz, son haftalarda biraz daha. Cangele sakatlanmasaydı neler yaparlardı bilmem. Zalayeta yavaş yavaş toplanır gibiydi ama o hali bile Makukula'nın geçen seneki performansına yaklaşamazdı. Sahi Kahe'nin Maku'ya tercih edilir hale gelmesi de acayip Manisa'da, biz Baroş'un yarısını oynatmaya mecburken, neyse. Ama Selim Teber'iyle, ucundan acık Moritz'iyle, yeni kanları Amrabat, Ziani ve Kujoviç'le belli bir standartta top oynuyor Şota'nın takımı. Amısulaşvili'nin kaçması kötü oldu ama. Hasan Ali Kaldırım, Serdar Kesimal gibi çocuklar da yine yerlileri dökülen bir takım ve onun genel menejerini akıllara getiriyor ama neyse. Şota da sakin, efendi, Türkçe konuşıyor filan, bayılıyorum ne yalan söyliyim, iyi hoca olmasaydı da on numara yorumcu olurdu.



GAZİANTEPSPOR
37 Puan, +7 Avj., Galibiyet %45, Maç/Gol 1.09



Aynen Cenk Tosun'dan devam edelim de ateş harlansın. Galatasaray'la parada anlaşılmasına rağmen Kayseri'den beri kendisini isteyen Tolunay Hoca kendisini ikna etmiş. İlk 11 garantisi heralde ikna sebeplerinden biri. Öte yandan Galatasaray hakkında başka bir takım bilgiler de vermiş olabilir Hoca. Haklıdır kendince, oyuncunun doğru seçim yapmasına sebep olmuş olabilir buradaki vaziyet belliyken. Başka deyişle tam aradığımız tipte, üstelik genç ve Türk olduğunu Antep yerine Florya'ya gelseydi belki anlamaya fırsatımız olmayacaktı. İşte bu Tolunay Kafkas aslında Abdullah Avcı'yla birlikte Galatasaray teknik direktörlüğünün ilk adaylarındandır önümüzdeki yıllarda. Bu ikili için büyük takım hocalığı yapma adına dillendirilebilecek şüpheler Aykut Kocaman için de Rıza Çalımbay için de söylendi zamanında. Sonuçta teknik direktörün başarısı birçok değişkene bağlı. Tolunay'a dönecek olursak, ben futbolculuğunu Galatasaray'a gelene kadar çok severdim aslında. İnsan olarak da düzgün bulurum. Hoca olarak ise sıkıcı, metodik, defansif filandır da önemli olan kadrodan verim almak ise Ertuğrul gibi ona da saygı duymak gerekiyor. Ivan sol arkada, Murat Ceylan ortada, Wagner önünde çok çok iyi. İleri üçlü de mükemmele yakın bir Anadolu takımı için. Karcemarskas da yine Galatasaray'ın transfere başlaması gereken noktayı gösteriyor: Alınacak oyuncuları seçen pozisyona. Yabancı sınırlamasıyla Zurita'ya tercih edilen Hürriyet yerine daha düzgün bir önliberoya ihtiyaç var sanki sezon sonunda. Ama bu kadroyu bir arada tutabilecekler mi bakalım?

Zirvenin şu genel resmine baktığımızda Beşiktaş ve Galatasaray'ın bu 5'e girememesi çok süper enteresan değil. Elbette iyi bir hocanın sıradan oyunculara bile neler kazandırabileceğinin resmidir herşeyden öte ama devre arası transferlerine kadarki iki takımın kadrosu şu yukarıda yazdığımız kadroların hangisinden *ÇOK* daha iyi denebilir? Bir takımın herşeyiyle oturması için gereken ortam yaratılmadıkça oyuncular da bir yere kadar gelirler, e rakiplerin kadroları iyi, sizden daha iyi çalışıyorlar, daha akılları başlarında, e ne olacağıdı? Anlatabiliyor muyum acep, yok bence çok da iyi olmadı...

Milan Baros


Daha yeni yazdım gelecek sezon fikirlerimi. 9 numaraya da kendisini koydum tereddütsüz. Sözleşmesi de var daha. Yalnız acaba mantıklı mıdır Baros tercihi? Meziyetlerine hiç birşey demek mümkün değil. Çıplak gözle seyrettiğim en iyi santrforlardan biridir. 3 maç arka arkaya oynayınca goller de atmaya başlıyor. Bütün bunlar tamam, ama geride kalan 2.5+ sezonda oynadığı maç sayısı? Sezonda 30 maç oynamayan adam üznden kadro planlamasına gitmek doğru mudur? Hiç kimsenin sakatlanmayacağını garanti edemezsin ama Baros'a da bakınca önümüzdeki iki sene ne değişecek diye düşünüyor insan. Aldığı parada maç başı ayarı yapmak ve aynı özelliklere sahip (!!!) bir alternatifini de kulübeye çekmek bir tercihtir, senelerden beri söylediğimiz bu aslında. Lakin bir tercih daha olabilir. Baros hala para ederken okutmak ve yeni bir birinci-tercih-santrfora güvenmek de artık düşünülmelidir Galatasaray adına. Onun da alternatifini almak mecburi, o ayrı :) Ama burası İngiltere değil "3-4 tane doldur, hangileri sağlamsa/formdaysa oynasın" yapamıyoruz henüz, zaten yerli-yabancı karın ağrısı var. Yapılmaz veya kimse yapmıyor demiyorum da biz yapamıyoruz işte...

Better luck next year

Şubat 2011


  • Serkan Kurtuluş yerine Sabri'nin sağ beke geçmesi heralde yakındır. Bu konuda daha eveleyip gevelemeye gerek yok. Merkez oyuncusu olmayacak Sabri'den, üstelik Serkan'dan daha iyi bir sağbek.
  • Cana ve Neill'ın yerleri değişebilir, ama Cana'yı sevmem için çok sebebim olmasına rağmen her iki pozisyonda da Neill daha iyi sanki. Ayrıca sağbekte de çok iyi, normal şartlar altında orada oynatırdım
  • Hakan Balta'dan bıkmayan yok heralde. Insua veya Çağlar hiç olmazsa kredilerni tüketmediler. Yabancı kontenjanı durumuna göre biri veya diğeri
  • Sabri'den boşalan yerde Barış Hagi'nin ilk seçimi olur heralde. Yoksa Yekta'yı orada oynatmasını isteyenler çoğunlukta. Bana göre de kaybedecek birşeyin olmadığı bu tip zamanlar, Yekta'nın o mevkiye alışması ve kendini geliştirmesi için fırsattır. Culio'nun yedeğine de ihtiyaç olacak ileride. Boşuna BAM'ı hortlatmaya gerek yok artık ortalarda.
  • Kewell ve Baros bir gidip bir geldiklerinden hücum setleri oturmuyor. Arda yok zaten. Kazım çok sık sakatlanmadığından (fiziksel olarak en azından) sağ açık onun. Stancu da banko 11. Geri kalan kişiyi form durumuna göre seçmek icap ediyor



2011/2012 Şen Şef Yapılanması altında


Yeri garanti olan tek oyuncu 8 no.lu pozisyonda Culio. Diğer pozisyonları eldeki alternatifler ve transfer olasılıkları hesabıyla yazalım, arkasından oyun taktiğini açmaya çalışalım.

  1. Zapata'nın sezon sonuna kadar şansı var. Şu an verdiğimiz değerden fazlasını hakedecek bir kaleci olabilir, şu on onbeş maçı da görelim kesin birşey söylemeden. Ancak 6 yabancı hakkından birini kaleye kullandığınızda, hele bu bütçelerle, gönül rahatlığı beklemek hakkıdır taraftarın. Ufuk kalır, A2 kalecisi 3. kaleci olur, Aykut da gider artık bi zahmet bir yerlerde kendini kanıtlar.
  2. Sabri, olmadı Serkan, olmadı Neill. Ya da transfer durumlarına göre Neill ilk 11'in sağbeki olabilir çoğu rakibe karşı. Yine de normali Sabri Reyiz.
  3. Insua'nın sezon sonu dönme ihtimali yüksek. Hakan Balta belli. Çağlar da malesef sakatlık makatlık derken bir türlü kapamadı formayı. Buraya transfer mecburi, yerli pazarı belli. Gurbetçi çocuklardan iyi olanlarını zaten Anadolu klüpleri kapıyor. Muallakta yani 3 numara
  4. Servet, Balta, Gökhan veya yapılacak bir yerli stoper transferi. Galatasaray'ın yazılmamış kuralı gibidir. İlla defans göbeğinde bir Türk olur. Emre Güngör ve Ali Turan'ı çok kolay salladık ama buraya yerli transfer yine yapılır. Biraz işbilen birileri yapabilse transferi, düzgün, aşama kaydedebilecek genç oyuncular bulunabilir.
  5. Neill veya yabancı stoper transferi. Neill'ı ne kadar beğensem de stoper olarak üst seviye olduğunu söylemek zor, zeka olarak evet ama fizik, hava topu ve top kapma becerisi bakımından değil işte napçen. Artık aklı da dışarıda heralde. O yüzden buraya ciddi bir transfer bekliyor, umuyorum.
  6. Beklentim yerli transfer. Selçuk İnan veya Murat Ceylan çok çok iyi olur mesela. Ceyhun Gülselam tipi bir adam ise formasyonu bozar örneğin. Şimdilerde çok övülmeye başlanan Mehmet Güven yuvaya dönse bile heralde o pozisyonun yedeği olur ancak. Hagi'nin ilk dönemindeki Flavio Conceiçao - Ergün Penbe ikilisine denk bir ikili olması lazım buranın. Culio Ergün'ün iyi zamanları gibi, o bakımdan nokta bir transferle çok yol kateder takım.
  7. Burada oynayacak oyuncu yeterli. Pino, Kazım, Stancu, Yekta, hatta çok darda kalındığında Arda ve Kewell.
  8. Culio. Yedeği olarak Ayhan kalır bir sene daha.
  9. Baros tabi de, bir var üç yok olduğundan alternatiflerini de yazalım. Benim beklentim yukarıdaki 9-10 no.lu pozisyonları önlü arkalı bir şekilde oynaması takımın. O bakımdan Stancu sanki ilk yedek olmamalı Baros'a. Buraya da yerli bir transfer bekliyorum. Cenk Tosun Baros'u bile kesebilecek, önümüzdeki yıllarda banko 9 numara olabilecek oyuncuymuş galiba. Tabi huyunu suyunu, karakterini bilmem, 2 ay sonra kaybolur gider bilemem. Neticede genç potansiyeli olan fizik gücü yüksek bir adam alınır istenirse.
  10. Stancu. Necati-Hakan Şükür ikilsi dönemindeki Necati gibi. Hem markaj dışı uzak forvet olarak, hem şut tehlikesi içererek, hem de tek pas, hızlı oyun içgüdüleriyle tehlikeli bir "9.5" Stancu. Bir de oyun diiplini ve takım savunmasına yardım durumu var ki, bu işte gerektiğinde göbeği kapatırken, gerektiğinde ceza alanında çoğalırken faydalı olacak bir durum. Bu da oyun içinde rakibe göre klasik 442'ye, ya da 433 veya 451'e geçebilmek demek. Yedeği de Yekta olur, Kewell olur, hatta Culio olur gerekirse. Arda? Belki.
  11. Arda, Stancu, Kewell. 3'ü de kalırsa takımda transfere gerek olmayabilir. Yekta da oynar, Culio da, Pino da.
Gözden çıkarılanlar
  • Aykut
  • Barış
  • Aydın
  • Mustafa Sarp
  • Gökhan
Gitse de olur kalsa da
  • Neill
  • Kewell
  • Hakan Balta
  • Cana
  • Insua

Transfer İhtiyaçları
  • Kaleci (Büyük ihtimalle yabancı)
  • Stoper (Tercihen bir genç Türk, bir üst düzey yabancı)
  • Solbek (Giden/kalana göre şekillenir)
  • Merkez orta saha (Yerli ama bonservise kıyılacak)
  • Santrfor (genç, yerli/yabancı)

5-6 transferle, kadro derinliği tamamlanabilir. Bunların 3'ü mutlaka çok çok net transferler olmalı: kaleci, stoper ve 6 numara. Yabancı sayısı filan da öyle aman aman bir sıkıntı yaratmıyor Galatasaray'da.

Oyun, takım yapısı itibariyle Hagi'nin 2005 modeline bu sezonki Trabzonspor'un Türk tikitaka'sının eklenmesi gibi birşey bekliyorum. Dengeli ama hücumu düşünen, takım halinde oynayabilen ve futbolun birçok basit doğrusunu ezberlemiş, otomatikleştirmiş bir takım bekliyorum. Tabi belki de en önemlisi yıllardır sabahtan akşama kadar aralarında olup da maçı seyrederken "hoca ipleri kaçırmış" diyecek pişkinlikte olmayan bir sorumlu istiyorum. Menejer mi olur, yönetici mi, ağabey mi başkan mı bilmem. Ondan sonra hocanın insan ilişkileri zayıftı, disiplinsizdi, veya buraya alışamadı gibi bahanelerle kendi boklarını kamufle eden demeçler duymak da istemiyorum. Yönetici yönetir, teknik direktör teknik direktördür.

22 Şubat 2011 Salı

Asıl sana alkışlar


Sene 2003'tü gazeteler Fener-Alex flörtünü yazıyordu. Olmadı-oldu-olacak derken bir sene sonra geliverdi. Sıkı Fenerli bir abim sorduydu, "Aziz Alex'i almış, ne diyosun?" diye de, "nereye almış, nasıl alıyor, heralde genç bir stoper var, Alex diye, onu almıştır, ama o da iyi transfer" demiştim. "Yok yaw orta sahaymış" dedi. "O zaman çok büyük iş" dediydim. Haa meselam benzer konuşmalar hangi futbolcular için de yapıldı? Hagi-Popescu-Taffarel, Galatasaray tarihinde on numara. Ya kalanlar?
Debur'u almışız olm, sol ayaklı stoperlerin tanrısı
Lincoln mü, oha daha neler, Alex'in koşanı değil mi o?
Linderoth mu, Tugay'la Suat'ın toplamı lan
Elano'nun ne işi var lan Türkiye'de saçmalamayın
Olm Jo kadroya giremiyo lan takıma bakk!
falaan filan

Diğer klüplere ve özellikle de Beşiktaş'a takılabilirim bu konuda ama gerek yok. Konumuz önce Alex, sonra da Fenerbahçe'nin son 10 yıldaki yabancı transfer başarısı, ya da oyuncu/yıldız yönetimi başarısı. Dikkate değer bir istikrar ve başarı var sarı-lacivertte Denizli döneminden beri ve bu dönemin vücuda gelmesi ufak tefek kavruk bir Brezilyalı. Guti geçen akşam maç sonunda yanına gelip "ne işin var la buralarda" demiş. Haksız sayılmaz.

5 Şubat 2011 Cumartesi

BJK:1 KDK:1


Bildiğiniz üzere blogumuzda Beşiktaşlı yazar yok. Ama ikimizin de Beşiktaş'la öyle veya böyle harcadığımız zaman oluyor. Kısa kısa geçeceğim bu maçla ilgili yorumlarımı.

Mustafa Kamil Abitoğlu, dünyada kaç tane senden kötü hakem buluruz acaba? Hani bütün amatör ve altyapı hakemlerini de katsak 10'u geçmez tahminimce. Senin deeee, seni hakem yapanın daaa... Yazıklar olsun.

Emenike muhteşem bir santrfor. Kapalı defanslara karşı ne yapar ne yapmaz belki tartışılır ama bence değil 3 büyükler filan, rahat Premier League topçusu.

Fernandez'den nefret ettim ben. Ne ön libero olabilir bu yumuşaklıkla, ne de oyun kurucu olabilir bu kararsızlıkla. Üstelik saklandı, gereksiz topla oynadı aldığında, bir de yetmezmiş gibi hiç mücadele filan etmedi. Necip'ten çalınan tek bir dakikaya bile yazık. Ernst de iyi değildi, kabul, ama yine de Fernandez'e ultra gıcık oldum.

Nobre top kapması, mücadelesi, basit oynaması, 3-4 kere kafayla gole çok yaklaşmasıyla koskoca bir HELAL OLSUN aldı benden. Öte taraftan Hugo Almeida da fena değil, galibiyet golünü de attı aslında ama en azından son 15 dakika yerini Bobo'ya bıraksa heralde iyi olurdu.

Sonra, Simao-Q7 maç içerisinde yer değiştirmeli daha sık. Hilbert sağ açıkta değil de sağ bekte oynamalı, ama mutlaka gerekli. E diyorsan ki yabancı sayısı, Necip'in, Aurelio'nun veya mecburiyetten Ekrem'in veya başka birinin orta sahaya sokulması gerekir. Öyle ya da böyle Hilbert sağ bek oynatılır.

El netice, iyi takım, güzel transferler filan tamam da, yerli oyuncu pazarını zorlamadan olmayacak bu iş, gurbetçilerden olur başka çözüm olur bilmem. Ama kaç sezondur aynı hikaye.

Bu arada Karabükspor da, Yücel İldiz de, up up up up... Ah bi de Cernat sakatlanmayaydı...

Son olarak, yeni açık kombinesini satmak isteyen birisini tanıyorsanız, talibim :)

p.s. Mustafa Kamil, yatacak yerin yok. Çok uzaklara git lan. ÇOK!

12 Ocak 2011 Çarşamba

Kadro vesaire

Dünkü maçı seyredip de hala Ayhan üzerinden kadro eleştirisi yapan herkese;
İlk yarıda takıma bakıyorum, 2 tane futbolcu var bizim formalı. Biri ışık veren (ve golde de hatalı olan malesef) İnsua, diğeri de tanımayan birinin "bu adam heralde gençliğinde üst düzey top oynamış" diyeceği Ayhan Akman. Sev sevme kardeşim bana ne, de, pozisyon bilgisi, oyunu okuma, teknik kapasite olarak 18 numaranın takıma yetmediğini söyleme. Çünkü o zaman Aydın'ı, Barış'ı, Balta'yı filan nerene sokacağını şaşıracaksın. "Dışarıda taraftar var mı" demesinin dışında bir nedene dayandıramayacağın nefretini unutmadan Serveeet diye bağıran da sensin işte kabul et.

Sonra, yukarıda adı geçenlerle birlikte asıl listeyi yapalım madem.

Serdar Özkan'ın tribünlerce ve teknik yönetim tarafından sezon sonuna kadar hırpalanmasını istiyordum ama o kadar bile kredi yaratamadı kendine. GÜLE GÜLE demenin gülme kısmını şimdi daha iyi anlıyorum gidişiyle.

Ali Turan konusunda hiçbir zaman ciddi bir sıkıntım olmamıştı benim. Stoper olduğunu ve kanımca Zan'dan iyi olduğunu yeniden not düşelim. Kendine gelmesi büyük ihtimal gelecek sezonu bulur ama apar topar kovulmasındansa neden kiralanmadı anlayabilmiş değilim.

Barış Özbek en iyi maçında 10 üzerinden 7 oynamıştır, koşar moşar da dağınıktır, savruktur, üzerine plan yapılması zor bir oyuncu, şayet plan kaosu alevlendirmek değilse. Olup olabileceğini oldu artık, hiçbir yanıyla da matah değil. Ayhan'ı gözü kapalı bir sezon daha kadroda tutarım da Barış'a bir kuruş vermem, ben.

Aydın Yılmaz. Bir cümle bile yazasım yok gerçi, daha önce söylenmemiş birşey de yok kafamda. Yolu açık olsun, haa daha gitmedi di mi? Gitsin artık madem.

Hakan Balta, Servet Çetin ve Gökhan Zan. Bursaspor'da olsalar alabilmek için bir taraflarımızı yırtıyor olacaktık değil mi? İşte onlar da gelebilmek için aynı yerlerini yırtıyor olacaklardı büyük ihtimal. Yırtmadıkları sürece vasat altı adamlar, milli takımmış, uyuyor işte. O milli takımın da hallerini gördük. Almanya'ya kök söktürüp defansı beceremediği için yenilen, Malta'da diş çektirircesine kaybeden milli takımın defansı işte. Kalsınlar mı kalmasınlar mı birşey diyemiyorum, Gökhan'ın aldığı yıllık ücrete küfretmekden gayrı. Kalsınlar belki, ama bir veya iki sağlam yabancı stoper de alınsın. Öyle olur.

Mustafa Sarp da heralde sezon sonu yolcudur, yaşı da futbolu da müsait değil artık bu formaya. Aykut Erçetin de yeterin artık, tartışmaya bile gerek yok. Kewell herhalde tamam diyecek sezon sonu, ama sanırım herkes bir yıl daha (maç başına anlaşılarak) kalmasını ister. Neill da aynı şekil.


O o şekil, bu şu şekil derken gelelim özgürlükler, kelepçeler bi'dir Kazım'a. Son dönemde Meira, Lincoln, Misimoviç hikayeleri dönmeseydi, Türk oyuncularla yabancılar arasında çifte standart vaziyetleri, bölünmüşlükler filan ortaya çıkmasaydı bambaşka konuşurduk belki de kendisini. Hiç cevaplan(a)mayan sorular olmassaydı son 3-5 seneye dair başka açılardan görmeye çalışırdık belki. Herşeyi bir yana bırakıp da salt futbol olarak bakarsak Serdar Özkan'la Aydın Yılmaz'ın toplamından fazlası vardır diyebiliriz. Sadece dün attığı gol ile bile Pino'dan daha fazla merkez hücumcudur da diyebiliriz. Bir de üstelik Türk pasaportundan dem vururuz. Lakin yukarıdaki tablonun sonuna eklendiğinde yutamadık işte kolay kolay. İki gol daha atsın, hazımsızlığın ha'sı kalmayacağı gibi, 2 hafta üstüste o meşhur vurdumduymazlığını göstersin, kendisine ve onu alanlara edilecek küfürün de haddi hesabı olmaz.

Culio ile ilgili ise konuşmak için erken. Tekniği, ayağı daha iyi bir Mustafa Sarp'a dönüşmesinden tırsıyorum ben biraz. Asıl Hakan Şükür'ün ne kadar övdüğüne şaşırdım kaldım ben dün. İsimsiz ya, maliyeti nispeten düşük ya, kramponundan şıra içecekti neredeyse. Nasıl bir ego sıkıntısıdır kardeşim anlamadım gitti.


Son olarak Arda'ya değinmem lazım. Sanırım Arda hayatında ilk kez futbol olarak bu kadar geriye gitti sakatlık makatlık derken. Eski haline dönmesi onun için yepyeni ve zorlu bir süreç olacak. İlk yükseliş başka, düştükten sonra aynı yere çıkmak başkadır, bu da futboldan ziyade hayatla alakalı. Umarım ülkecek üzerine çok gidip mundar etmeyiz kendisini. Tugay'a şimdi çok saygı duyanların vaktinde benzer durumda ona nasıl davrandığını unutmam, o kendini kurtardı, Arda da kaçarak kurtulmak zorunda kalmamalı.

Çetiiiiiin....





Serveeeeeettt...

Ulan ne devler devirdik beea diye diye gel şu stadın son gününe, ondan sonra Beypazarı Şekerspor'a karşı yenilerek veda etme kabusunu gör, ondan sonra da o kadar adam içinden 76 numara gelip rövaşatayla kurtarsın seni. Sonra, Serveeeett...

Sktrolgit çeken taraftarın şukunu vereyim hemen. Öte yandan ne olursa olsun, kim olursa olsun konu, önemli olan üstündeki forma işte ne yaparsın. Hagi'nin nasıl sevindiğini gördünüz mü gollerden sonra? Kupada yola devam etmek midir sebebi, ya da kendi kariyeriyle filan mı alakalıdır? Hayır. Gecenin asıl anlamının yarattığı sorumluluktur bence. Serveeeeettt de öyle birşey işte.

Son damlalar



Çılgın sellerden geriye damlalar kaldı, tek tük, saf damlalar. Bir de promosyonel, profesyonel, kurgusal hisler, klipler ve şiirler. Üzülmeliyiz, kahrolmalıyız filan demiyorum, ya da *ruh*, *endüstriyel*, *175TL* filan kullanmıyorum bu yazıda. Sadece kendi hayatımızın, anılarımızın kapanan bir odası olmasıyla önemli, başka birşey değil. Tugay ağlarken hepimizi ağlattı ya, işte aslında o da, biz de, kendimize ağlıyoruz; zamanın geçmesiyle ilgili bir yüzleşmenin yoğunluğudur işin aslı. İnsan nasıl cenazede ölen kişiye değil de kendisinin onsuzluğuna ağlarsa, işte öyle birşey.



Ben şahsen "bu işlerin bittiğine", yani "endüstri"nin, pahalı biletlerin, locaların taraftarlığı öldürdüğüne, (artık neyse o) *duruş*umuzu yok ettiğine filan inanmıyorum.



Öncelikle ne duruş, ne benzeri yakıştırmalar öyle pek gerçek şeyler değil, konu Türkiye'de taraftarlıksa. Her dönemde iyi ve kötü örnekleri vardır ve önemli olan şehir efsanelerine ve camiaların kendi kendilerini böbürlemelerine fazla takılmamak. Sonrası daha kolay yemin ederim. Amanın da şöyleydi o zamanlar, böyleydik şu zamanlar diye anlatılan dönemlerde yığınla maça gittim. Herşeyin iyi gittiği zamanlarda, akıllı, tavırlı, tek-ses tribünlerin, işler kötü giderken sabırsız, vefasız, ahlaksız ve her-kafadan-ayrı-ses olduğuınu da gördüm. Defalarca hiddetlendim renkdaş taraftarıma, kendimi zor tuttum bir yığın insana gider yapıp linç edilmemek için. Yalnızdım zira çoğu zaman, benimle aynı düşünen çok kişi ağzını açmadı çünkü, destek olmak bir yana. Ama bazen de karışmışlığın, umutsuzluğun içinde bir anda (hem de) numaralıdan yükselip bir anda stadı kavrayan "Rerere Rarara"yla maçların döndüğünü de tüylerim diken diken hatırlamaz mıyım?



O yüzden hatırlamakta fayda var, veda edilen sonuçta mimari bir yapıdır, ne ruh, ne de sevgilidir. O ruh da, ruhsuzluk da, akıl da, aptallık da, sevgi de, sinir de, hepsi bizimle beraber Seyrantepe'ye gelecektir, içiniz rahat olsun. Nasıl şampiyonluklar ve hüsranları gördüysek Mecidiyeköy'de, nasıl Trömsö'ye elenip Manchester'ı elediysek, nasıl 40 senede 3 farklı santrforunu neredeyse 40 gole taşıdıysa bir sezonda, o ateş de bizimle beraber yeni mabedde yanacaktır. İlk kez bu stada ayak basışımı anlatmıştım ilk postlarımdan birinde. Buraya yazdım mı hatırlamıyorum ama, arkadaşlarımla kavgasını da yapmışlığım vardır, çünkü evet modern şartlarda maç seyretmeyi hak ederiz, ama bu herşeyden önemli değildir. "Kendi evin duygusu"ndan mesela. Aldığı sonuçlara bakmadan o formanın evine gitme duygusundan. Ülkenin, dünyanın dört bir tarafında bir kez göremediği için kahrolan Galatasaraylının duygusundan bağımsız olarak düşünülemez çünkü o eve gitmek...

Aslında çok üzülmemek gerek derken ne kadar üzüldüğümü ele verdiğimi de fark etmiyorum sanmayın, ama Ali Sami Yen Stadı nasıl bizimle var olduysa Seyrantepe TT Arena da olacaktır demek istiyorum.





Son olarak her yerde kendi kendimize anlattıklarımızı bir de UEFA'nın sitesinden link geçelim (onlar söylemeden inanmıyoruz ya bazen, mazallah :) ). Elveda Sami Yen, seni çok sevdik, asla unutlmayacaksın...

5 Ocak 2011 Çarşamba

O stad kapanır



UA filan da coştu, Kazım Prens Ferdinand olabilir. Açılışta olay çıkabilir, Sivas maçı yeni stadda sessiz oynanır. Ya da bu işte başka bir iş var.

4 Ocak 2011 Salı

Necati ve Kazım ve Kazım ve Kazım Zım Zım zımzmzmzzzzz....




Tekelsever bloggerlardan BiraSigaraFutbolcular, Galiba Necati'ye ihtiyacımız var demiş. Mantıklı geldi okuyunca. Tita'yı da kabul edebilirim ben aynı mantıkla. Öte yandan Kazım Kazım gerçekten gelirse TT filan yalan benim için ne kombine ne bireysel. Bu kez de yine pek sevdiğim Chao'ya veriyorum mikrofonu: O bahsettiğiniz karakter buysa, ta karakterinizi sikeyim ben sizin.

Cipolla Not Out !





Arkhe kardeşimiz yeminini etti, dağıtım vakti geldi neredeyse, ben daha bir post atmadım. Yazıklar olsun bana. Kendisi kahraman bir jandarma olarak Trakya bölgesini savunuyor, içiniz rahat olsun. Ayrıca Fenerli balı (!) olarak kimilerinin lanse ettiği üzere, dağıtımı İstanbul'a çıkması kuvvetle muhtemel olan Arkhemiz umarız bir Brian Steel Nielsen tadında "çok iyi adamdı yea keşke kalsaydı biraz daha" duyguları yaşatarak tamamlar vatani görevini...

Sivil hayata dönersek, Galatasaray'ın artık umursamamaya alışmaya başladığımız rezalet durumu, futbol ile olan alışverişimi minimum düzeylere indirdi. Okuduğum blog sayısı, seyrettiğim futbol süresine paralel olarak düştü. Gene de Galatasaray maçlarını izliyorum tabi yanlış anlaşılmasın, ama boş bakan gözler ve tutkusuz yüz ifadem için birşey diyemem. Bu kadarı geliyor içimden. Yine de ev halkı memnundur heralde evin haftasonları bağırış çağırış, küfür kafir dolmamasından. Ve hala internette e-mailimden sonraki ilk adresim bir spor sayfası, üstelik hiç istemediğim transferler olmuş mu diye bakmak için.

Evet, herkes hemfikir neredeyse, Galatasaray'ın hazır, gelir gelmez oynayacak 3-4 transfere ihtiyacı var. En azından kupayı kazanmak ve "düşüyonuz lan ehehe" geyiğinden sıyrılmak için. Necati, Formica ve de biri daha bekleniyor. Çok umurumda. Fazla para harcamasınlar yeter ki. Ali Turan'ı sallamışız bile, sanki Necati gelmese bile yolcu gibi duruyor. Misimoviç'i de kakalamaya çalışıyoruz biryere zorla. Elano gitti, Arda-Baroş daha dönmedi, Neill-Kewell bir süre yok falan filan.

Ben ise gerçekten karışık duygulardayım. Bu adamların ne daha fazla para harcamasını, ne de kadronun geleceğiyle ilgili kararlar vermesini istiyorum çünkü. Bugünün kurtulmasını da istemiyorum o kadar çok. İyice yansın, şöyle bir pisliği gitsin gibi karanlık hislerim var bütün TTArena gazına rağmen. Yönetimde, ama daha ziyade futbol şubesinde, taraftarda, kadroda bulunan pislik iyice yansın kabarsın da spatulayla kazıyalım. Hayal tabi. Benim futbol ve Galatasaray kümelerinin kesişiminde yürüttüğüm bütün akıllar da hayal zaten. Galatasaray'ı tutmanın çocukluktan beri bana salgılattığı adrenalin de endorfin de hayal kurabilmekle iligi ayrıca. (Şimdi burada gidilecek yollar var yazı olarak da ben onların ışıklı-gülümsemeli-nostaljik sokaklarına girmiyorum)

*******************************************

Başka yerlerde, Beşiktaş'ın yeni yabancıları bazılarını etkilemedi (bkz Arkhe - "daha iyisini gördük" dedi, GS'ın son 3 sezondaki flaş isimlerini kast ederek). Bendeyse ohannes tepkisi yaratmadı desem yalan olur. Hangi 5 Türk oyanayacağı ise daha önemli konu Beşiktaş'ta. Güzel top oynasınlar, ciğerimi yesinler, taraftar da sakin olsun kötü sonuçlarda, bu seneki soğukkanlılıkları sürsün biraz daha. Olursa seneye müthiş bir sezon, olmazsa ekim-kasım gibi Schuster-Mehmet Özdilek değişikliği bekliyor onları kanımca. O değilde forma çok kötü lan.


********************************************

Son olarak, son dönemde takip ettiğim bazı bloglarda dikkatimi çeken, beğendiğim veya konuşmaya değer bulduğum birkaç şeyi buraya taşımak istiyorum bugün. (Copy-paste'le ödev dolduran öğrenci gibi hissettim bir an kendimi)

  • Kaçıranlara: Bundesliga uzmanı ve pek şahane futboldan anlayan kişisi Borges'ten Hugo Almeida.
  • Yine Borges'ten Misimoviç'le alakalı hislerime tercüman olmanın ötesine geçen yazısı.
  • Maç Yazıları çok başarılı bir projeydi bence ama eminim sürdürmek kolay değil. Keşke devam etseler. Şu an için önemli olduğu kadar, gelecekte arşiv olarak çok önemli olurdu sanki. Zira gazetelerin maç yazılarından çok daha iyi işlerdi bunlar, online, etiketli bir biçimde biriktirilseler, arama yapınca bulunsalar kolay kolay, çok da güzel iyi olur taam mı?
  • Nadir Galatasaray sığınaklarımdan SorosçuAslanlar.com döktürmeye devam ediyor. Tükenişin Kronolojisi I, II ve III yakın geçmişte olan biteni güzel özetleyen bir üçleme örneğin. Yabancı oyuncu fetiş ve sorunsalı üzerine, vizyon muhabbetlerine, takım dinamiklerine yaptıkları ciddi, komik, realist veya ütopik giderleri beğenerek izliyorum.

12 Aralık 2010 Pazar

Ve Arkhe Gider


Biraz! geç kalmış (Yaş 31'den 32'ye yürüyor) askerlik görevini yapmak üzere Kırklareli'ye.

Ne kadar ilgilenecek bilmiyorum, açıkçası ondan çok da fazla umudum yok ama blog arada buralara uğrayan, diğer patron Şen Şef'e emanet.

Aslında daha farklı bir şeyler yazmayı düşünüyordum ama ne Perşembe gününün Sinan Erdem notları için, ne de sezon sonu tahminlerimin olduğu bir gidiş yazısı için vakit yaratamadım. Gerçekten değişik bir tempo oluyormuş, son günler orada oraya koşturmakla geçip gidiyormuş.

Bir aksilik olmazsa dönüş 18 Mayıs, en azından ligin son haftasına yetişiyorum.

Takip eden, okuyan, yorumlarıyla katkı yapan ya da bir şekilde yolu buradan geçen herkese eyvallah.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Akatlar'da Iverson

Hafta sonu gidiyorum ve uzun bir zaman buralarda olmayacağım. Geldiğimde Iverson ülkesine dönmüş olabilir, neticede Beşiktaşlı arkadaşlar her ne kadar onun burada olmaktan çok mutlu olduğunu söyleseler de öyle karakterlere güven olmaz. Ben de Iverson'ı bir kez canlı izlemek için dün Akatlar'a gittim.

Bu transferin çok fazla sportif katkı sağlayamayacağı, Beşiktaş'ı zirveye taşımayacağı belliydi ki muhtemelen transferin öncelikli hedefi de bu değildi. Ama işin diğer tarafında da yani ürün, pazarlama, tanıtım, gelir vs. açısından baktığımızda da durum pek parlak gözükmüyor. NBA Tv Beşiktaş-Fenerbahçe maçını banttan verdi, Avrupa'da birçok basketbol izleyicisi Beşiktaş'ın adını öğrendi tamma ama neticede burada tribünler dolmuyor. Düşünün, ben bu transfer gerçekleştiğinde Beşiktaş'ın bundan sonra maçlarını Sinan Erdem olmuyorsa da Abdi İpekçi'de oynaması gerektiğini söylüyordum.

Normalde İnönü kapalısının yerleştiği pota arkası dün boştu ama muhtemelen bunun Bursa olayları ile ilgisi var. Zaten alınanlar olmuş, diğerleri de alınma tedirginliği ya da salona gidilmemesine dair yapılan telkinler sebebiyle Akatlar'a gelmemiş olabilir. Onlar olsaydı ortam mutlaka farklı olurdu ama ne olursa olsun, yukarıda da dediğim gibi ben daha fazlasını bekliyordum. Yanılmışım.

İstatistiklere bakmadım ama Iverson fazla oynamadı, hakemlerin saçma sapan düdükleriyle erken faul problemine girdi. Maçı da yanılmıyorsam 9 sayı ile bitirdi. Akatlar malum ufak ve basketbolcularla iç içe olunan bir salon, Iverson'ı o kadar yakından görmek de çok değişikti. Fiziğini az çok tahmin ederdik ama ben bu kadar ince ve zayıf gözüktüğünü hiç düşünmemiştim, çok şaşırdım. Sahadaki o ufak tefek çocuk zamanında korkusuzca Shaq'in üzerine giden Iverson'dı. Öyle bir fizik nasıl en iyiler arasına girmiş, nasıl bir NBA efsanesi olmuş buna inanmak çok zor ama Iverson da işte öyle büyük bir yetenekti..

Akatlar'da tribünde bir 'Murat' var, bilen zaten biliyordur. Çok normal bir adam olduğunu söylemek zor ama belli ki kötü niyetli de değil. Maçı ilk saniyesinden son saniyesine kadar yaşıyor, basketbolcularla birlikte oynuyor ve en az onlar kadar yoruluyor. İşi de biliyor. Zamanında tribünleri susturmaya çalışıyor, doğru zamanda ıslık başlatıyor. Savunmada oyunculara gerekli uyarıları da yapıyor. Bir basketbol takımına en kral amigodan daha çok faydası olur.

Maçı yorumlayabilecek kadar dikkatli izlemedim ve oynanan basketbol hakkında bir şeyler yazacak durumum yok. Zaten Akatlar'a gidiş amacım da başkaydı. Basketbol izlemek ve takım desteklemek için ise yarın Sinan Erdem'de olacağım.

7 Aralık 2010 Salı

Eren Güngör..

Eren 1988 doğumlu ve 2008-2009 yılında Kayserispor savunmasında gösterdiği performansla adından iyice söz ettirmeye başlamıştı. Milli takıma yükselmişti ve onu Fenerbahçe'de görmeyi çok istiyordum.

Eren Kayserispor ile yeni sezona hazırlanırken, 15 Temmuz 2009'da Litex Lovech ile oynanan hazırlık maçında sol diz ön çapraz bağlarını kopardı. Genç futbolcunun sahalara eskisi gibi döneceğini düşünüyordum. Ameliyat oldu ve çalışmalara başladı ama başladıktan kısa bir süre sonra, Kasım ayında bir idman sırasında aynı diz bağları ona tekrar ihanet etti.

Daha geçen gün bir arkadaş ile milli takım stoperlerinden bahsederken adını anmıştık, Eren'in dizi müsade etseydi kendine milli takımda önemli bir yer edinebilirdi. Akşam Eskişehirspor karşısında sahaya çıktığını görünce çok mutlu oldum, Eren Süper Lig'de son maçını Mayıs 2009'da oynamıştı.

Maçın ikinci devresinin büyük bir bölümünü izleyemedim ve o izlemediğim bölümde Eren ne yazık ki tekrar sakatlanmış.. Pozisyonu görmedim ama sanırım sert bir darbe almış.. Gelen haberler iyi değil, kesin sonuç MR sonrası çıkacak diyorlar ama belli ki o bağlar tekrar kopmuş..

Artık bu kadarına şanssızlık denmez, bu olanlar için hafif kalır. Çok yazık, bu genç adam için gerçekten çok üzüldüm.. Artık işi çok daha zor.. Umarım bir daha ama bu kez tam anlamıyla geri dönebilir..

Altın Çocuklar

Beşiktaş-Bursaspor


Gündüz maçına duyulan özlem ve Bursa seyircisinin İnönü'ye gelecek olması beni bu maça da götürdü. Ben bu kadar olay beklemiyordum, daha doğrusu polisin sıcak teması geçtim iki tarafın birbirine yaklaşmasına bile kesinlikle izin vermeyeceğini düşünüyordum. Olaylar hakkında bir çok sosyal içerikli tartışma yapılıyordur ama ben alınmayan önlemler ile ilgileniyorum. Yoksa buna benzer olaylar her ülkede oluyor.

İstanbul Emniyeti çok daha riskli bir karşılaşma olmasına rağmen benim şahit olduğum Fenerbahçe maçlarına göre çok daha zayıf önlemler almıştı. Ben Kabataş'a indiğimde Bursa seyircisi de stada yeni geliyordu ve çok ulaşılabilir gözüküyorlardı. Az polis vardı ve bir Beşiktaşlı kalabalığın o zayıf zinciri kırabileceği çok belliydi. Tek çözüm daha çok polis olması değil, Bursa seyircisi stada çok daha erken ya da Beşiktaş taraftarının çoğunluğu girdikten sonra, daha geç getirilebilirdi. Tam Beşiktaş seyircisi semtten stada doğru yaklaşırken Bursalılar geliyordu. Polis arada sıkışıp kaldı, çok yetersizdiler. Ben bir şekilde karambolden sıyrıldım ve kendimi stada attım. Asıl olaylar da ben girdikten sonra olmuş.

Bu kadar büyük olaylar olunca maç geri planda kaldı, benim de söyleyecek fazla bir şeyim yok. Maç yazısı olmasın diye de başlığa skor yazmadım. Ortada giden tipik bir beraberlik maçıydı ama Bursaspor'un eksik kalması işi değiştirdi. Volkan'ın karakterinin o kırmızı kartı sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum ama Fırat Aydınus da kırmızı kartını sanki o hareketi bekliyormuş gibi bir hızla çıkardı. Ben tribünden bir şey anlamadım, ikinci sarı kart çok ani çıkınca Volkan'ın küfür ettiğini düşündüm ama sonra gördüm de çok ufak bir tepkiymiş, sanki kart biraz kolay çıkmış. Bursaspor 10 kişi kaldıktan sonra Beşiktaş'a belki fazla pozisyon vermedi ama çıkarken kaptırılan bir topun sonrasında kalesinde golü gördü. Bu galibiyet ile iki hafta önce yarışta çok zor bir durumda olan Beşiktaş, muhtemelen birçok taraftarının da beklemediği bir şekilde iki maçtan altı puan alarak üst gruba tutunmayı başardı.

Bu saatten sonra iki takım taraftarları arasında neler olur bilemem. Bursa'da oynanacak maça Beşiktaş taraftarının gidebilmesi bence mümkün değil, hatta çift taraflı yasağın çok daha uzun süre devam edeceğini düşünüyorum. İki tarafın bu kadar olaydan sonra bu savaşa son vermesini de beklemiyorum. Muhtemelen biri ölene kadar kimse akıllanmayacak ve bu iş böyle devam edecek. Ondan sonra belki gazetecileri çağırıp onların önünde birbirlerine çiçek falan verirler.

Fenerbahçe 2-1 Karabükspor

Pazar günü İnönü'de gündüz maçı keyfini kaçırmak istemedim, oradan da Saraçoğlu'na geçtim. Çalkantılı ve yorucu bir gün oldu, özellikle İnönü bölümü. Seyircinin tribünleri baya doldurmuş olduğu Saraçoğlu'na gelince ise huzur buldum, maçın sonunu da aynı şekilde getirdim.

Maçın gidişatı hakkında yazacak fazla bir şeyim yok, biraz futbolculardan bahsederiz. Aslında Fenerbahçe maç başında iyi bir baskı kurmamıştı, iki farkı getirecek pozisyon zenginliği de yoktu ama işte Fenerbahçe'nin Alex'i vardı. Sahneye çıktı, bir şeyler yaptı ve takımını 2-0 öne geçirdi. Fenerbahçe ilk devre sonuna kadar beni tatmin eden bir futbol oynadı. Neticede Karabükspor iyi bir takım, Pazar günü belki hücumda Emenike'nin üstün özellikleri dışında bir etkinlik sağlayamadılar ama diğer yandan maçın genelinde Fenerbahçe'ye de fazla alan bırakmadılar. Zaman zaman önde bastılar, Niang da yine kötü oynayıp ileride top tutamayınca Fenerbahçe'yi baya tehdit ettiler. Emenike ise gerçekten çok acaip bir adammış, canlı izleyince insan daha iyi anlıyor. Oyunlarda yarattığımız hileli adamlara benziyor, çok hızlı ve çok güçlü. Topa da vuruyor. Yobo'nun hiçbir forvet oyuncusu karşısında bir daha bu kadar zorlanacağını sanmıyorum.

Yobo için Emenike ile olan karşılaşmasından sonra, bazı pozisyonlarda arkasında kaldığı için çatlak sesler çıkarmaya çalışanlar var. Geniş alanda yakalanınca zorlanıyormuş, o kadar hızlı değilmiş, kiralık sözleşmesi bitince alınması gereksiz olurmuş gibi saçmalıklar. Yobo'nun Fenerbahçe'de oynadığı maçları nereleriyle izlediklerini merak ediyorum. Yobo bugüne kadar sergilediği performans ile benim gözümde Türkiye'nin en iyi stoperidir. Fenerbahçe için onun varlığı Lugano'nun varlığından çok daha önemlidir. Öyle bir adamdır ki Bekir bile yanında iş görebilir. Ama işi zor çünkü sol stoper oynuyor ve bir yandan da sol bekin arkasını topluyor. Emenike gibi bir oyuncu da sol bekin savunma yapamadığı kanadı kullanarak Yobo'yu böyle hırpalayabiliyor.

Sol kanatta sıkıntı var ama sağ kanat kusursuz işliyor. Mehmet Topuz'un bu sezon oynadığı futboldan çok memnun olduğumu hep söylüyorum, Pazar akşamı da çok iyiydi, Alex'in golünde yaptığı orta harikaydı. Her ne kadar hücumda sağ iç gibi oynayıp Gökhan Gönül'ün önünü açıyor olsa da Karabükspor karşısında etkili bindirmeleri de oldu. Orada Gökhan ile birbirlerini çok iyi tamamlıyorlar. Gökhan'ın performansının bu kadar artmasında Mehmet Topuz'un da payı var. Zico'nun Fenerbahçe'sinde Deivid ile oynayan Gökhan Gönül nasıl farklıysa, Mehmet Topuz ile oynayan Gökhan Gönül de öyle farklı.

Kısa bir süre önceye kadar bir diğer sıkıntılı bölge de orta sahaydı ama son üç maçta izlediğimiz Cristian performansı, Emre ve Selçuk'un iyileşmesi ve Gökay alternatifinin ortaya çıkması ile buradaki sorun şimdilik çözülmüş gibi gözüküyor. İlk golde Cristian geçtiğimiz hafta İBB karşısında yaptığı gibi bir pres başlattı ve devamında kapılan topta Niang golü getiren faulü aldı. Cristian'a tekrar güvenmek kolay değil ama devre sonuna kadar böyle devam ederse ona karşı olan bakış değişebilir.

Stoch ilk yarıda bazı anlarda potansiyelini gösterdi ama bir türlü tam olamıyor, o patlamayı hala yapamadı.Sanki takımdan biraz kopuk bir hali var. Hala çok heyecanlı ve istediklerini bir türlü yapamıyor. Bu yüzden oyundan da genelde mutsuz bir çocuk olarak çıkıyor. Üst üste 1-2 maçta gol ya da asist ile skora etki edebilirse o da kendine gelecektir. Dia ise oynadığı sınırlı dakikalarda yaptıkları ile taraftarı çok daha fazla etkilemiş durumda. Çok rahat adam eksiltiyor, mutlaka bir şekilde kaleye iniyor. Son vuruş eksikliği fazla ama bu da üzerinden gelebileceği bir şey. Dia ve Stoch gibi iki oyuncunun forma savaşı vermesi, Fenerbahçe'de oyuna girerken heyecan veren böyle iki oyuncunun olması keyif verici.

Niang'da birden çok acaip bir düşüş oldu, arkasında başka bir şeyler varmış gibi geliyor. Bucaspor maçı çok geride kalmadı ve o maçta gayet iyiydi ama Karabükspor karşısında İBB maçında olduğu gibi yine çok kötü bir günündeydi. Kötü oynayınca keyfi de kaçıyor ve iyice yok oluyor. Aykut Kocaman da kör değil, Niang'ın bu durumunu görmüştür ama onu özellikle oyunda tuttuğunu ve belki rahatlar diye sola çektiğini düşünüyorum. Stoch yerine oyuna Selçuk girip de orta sahayı üçledikten sonra Alex merkezde kaldı ve Niang sola geçti. Ama ne yazık ki burada da etkili olamadı. Umarım bir an önce kendine gelir. Alex önderliğinde Fenerbahçe ilerliyor ama bu yolda Niang'a da çok ihtiyaç var.

Karabükspor maçının kalan üç maçın en zoru olduğunu düşünüyordum. Fenerbahçe galip geldiği diğer maçlara kıyasla çok da etkili bir futbol oynamadan üç puanı aldı. Maçın Fenerbahçe adına en sevindirici yanı ise maçı uzun süre tek farklı götürürken rakibe pozisyon vermemiş olmak, belki de bu sezon ilk kez. Özellikle ikinci devre Karabükspor sonuna kadar zorlamasına rağmen gol pozisyonu bulamadı. Halledilmesi gereken en önemli sorunda bu maç böyle bir gelişim görmek güzel, devamını bekliyoruz.


Emeğe saygı gösterelim ve Alex için yapılan pankarttan bahsederek bitirelim. Harika olmuş, emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Bir futbolcuya hakkını vermek, ona duyulan sevgiyi ve saygıyı bu şekilde göstermek çok güzel. Bu tüm futbolcuları motive edebilir, böyle bir yere gelmek bazılarının hedefi olabilir.

Burada bir Fenerbahçe efsanesi var ve o efsane böyle her güzel şeyi sonuna kadar hak ediyor.

2 Aralık 2010 Perşembe

Zafer


Çok acaip bir dönem geçiriyorum o ayrı ama bu zaferi bloga yazamayacak gibi de bir durumum yoktu. Ama gerek maç öncesinde, gerekse maç sonrasında sürüp giden anlamsız tartışmalar yüzünden hiçbir şey yazasım gelmedi. İnsanı şu büyük ve güzel mücadeleden bile soğuttular.

Kimseye bir şey ispatlamak zorunda değilim, bilen zaten biliyor ama blogdaki ilk postum da burada. 90'ların başından beri Barcelona'nın yeri bende ayrıdır ve o günden bugüne oynadıkları, beni de kendilerine aşık eden futbol nasıl değişmediyse Barcelona'nın da yeri bende değişmemiştir. İşte benim yıllar önce, futbola çok da aklımın ermediği günlerde "tık tık, çok güzel oynuyorlar" diyerek sevdiğim takım Pazartesi akşamı uzun süre unutamayacağım bir galibiyete imza attı.
İşin Mourinho ve Ronaldo tarafına ise hiç girmek istemiyorum, onlardan nefret etmek de Barcelona'yı sevmek gibi bıkbık edilen bir şey oldu. Neticede Jose'yi ve Ronaldo'yu o durumda görmek de benim için ayrı bir güzeldi.
.
Benim sevdiğim futbol ve benim sevdiğim takım kazandı. Nefret ettiğim rakip takımı ezerek ve küçük düşürerek. 10-0 bile olabilirdi ama bu kadarı da herkes için yeterli oldu.
.
Maçın üzerinden bu kadar zaman geçtikten sonra detaya girmenin bir anlamı yok ama öncelikli amacı arşiv ve bazen de mastürbasyon olan bu blogda böyle bir zafer de eksik kalmamalı..
.
Visca el Barça..
.

2018 & 2022


Dünya Kupası'na 2018 ve 2022 yıllarında ev sahipliği yapacak ülkeler az önce açıklandı. Turnuva 2018'de Rusya'da düzenlenecek, 2022'de ise Katar'da. Bu işlerin arkasında neler olduğunu ve bu güzel oyunu nasıl kirlettiklerini biliyoruz. Her iki ev sahibinin aynı anda açıklanmasının altında bile kim bilir neler var. O yüzden sonuçlar için yorum yaparken benim kriterim hak edip hak etmedikleri değil, hangisinin benim işime daha fazla geldiği. Zaten adaylık dosyaları ile ilgili de zerre fikrim yok.

2018'i Rusya'nın almasına sevindim. Böyle büyük bir futbol ülkesinin artık bir Dünya Kupası'na ev sahipliği yapma zamanı gelmişti. Ortak düzenlenen kupaları sevmiyorum, İngiltere de daha önce bu turnuvayı düzenledi. Bu sonucun benim için en güzel yanı ise yerinde izlemenin diğer aday ülkelere göre daha kolay olması.

2022 ise Katar'a gitti. Japonya, Güney Kore ve Amerika'nın yaptığı şımarıklık, bu kadar kısa bir süre sonra kupayı bir kez daha düzenleselerdi bence büyük rezalet olurdu. Avustralya kazansaydı saat farkı bizleri hırpalayacaktı, böyle bakınca da sanırım en iyisi Katar oldu.

Neticede sonuçlardan ben memnun oldum. 2018'e daha çok var, o zamana kadar neler olur bilinmez ama bir Dünya Kupası'nı yerinde izlemeyi çok isteyen benim gibiler için bu iki kupa büyük şans.