BİY AD

10 Kasım 2009 Salı

Bundesliga Stadları


Bugün de Bundesliga stadlarına bakayım dedim, kaynak sadece Wikipedia. Malum, stadların çoğu Dünya Kupası için ya yenilendi ya da yeniden inşa edildi. O Dünya Kupası hazırlıklarının Alman futboluna olumlu etkilerini de hep beraber gördük. Ben de burada yine stadların ilk açıldığı tarihleri değil, yapılan ciddi renovasyon tarihlerini aldım. Sadece Weserstadion ve Badenova Stadion için yazdığım tarihlerden emin değilim, Almanca bilmediğim için yanlış kaynaklara yönelmiş olabilirim ama Werder Bremen de yeni bir stad inşa ediyormuş.

Dikkat çeken noktalardan biri stadların tamamına yakını sponsor isimlerini taşıyor. Bu listede gözükmeyen bir şey daha vardı, stadların 5-6 tanesinde koltuksuz tribünler var. Bizde de bir ara bunu Aziz Yıldırım dile getirmişti ama devamı gelmedi. Bence çok güzel bir uygulama. Mesela Şükrü Saraçoğlu’nda kale arkası tribünlerin alt bölümleri için bu düşünülebilir. Bu tribünler için ucuz bilet uygulaması yapılır ve bence tribünlerin doluluk oranı da ciddi oranda artar.

.
.
Bayer 04 LeverkusenBayArena -------------------------------0 1997 / 30.210
SV Werder BremenWeserstadion ------------------------------ 2004 / 42.358
FC Schalke 04Veltins Arena --------------------------------------0 2001 / 61.673
Hamburger SVHSH Nordbank Arena ------------------------0 1998 / 57.274
VfL WolfsburgVolkswagen Arena ------------------------------- 2002 / 30.122
FSV Mainz 05Stadion am Bruchweg --------------------------0 2002 / 20.300
TSG 1899 HoffenheimRhein-Neckar Arena ----------------0 2009 / 30.164
FC Bayern MunichAllianz Arena ------------------------------0 2005 / 69.901
BV Borussia DortmundSignal Iduna Park ------------------ 2006 / 80.552
Hannover 96AWD Arena ----------------------------------------- 2005 / 49.000
Eintracht FrankfurtCommerzbank Arena -----------------0-2005 / 52.300
SC FreiburgBadenova Stadion ------------------------------------ 1954 / 24.918
1. FC KölnRheinEnergieStadion ---------------------------------- 2004 / 50.374
Borussia MönchengladbachBorussia-Park ---------------- 2004 / 54.067
VfB StuttgartMercedes-Benz Arena ------------------------------ 1993 / 41.000
1. FC NurembergFrankenstadion ------------------------------- 2002 / 47.000
VfL BochumRuhrstadion ------------------------------------------ 1979 / 33.000
Hertha BSCBerlin Olympic Stadium ---------------------------- 2004 / 74.228
.
.
Bundesliga'da her takımın bir stadı var. Stadların ortalama kapasitesi 47.136, ortalama yaşı ise sadece 11.
.
.

Xbox360 vs. PS3




İkisinde de PES oynamış arkadaşlar varsa lütfen yorum bıraksın. Ben henüz xbox360'la karşılaşmadım hiç. Eskisini PS2'ye tercih ediyordum, özellikle Sony'nin tüm lazer okuyucularında zaten tecrübe ettiğim sıkıntıları ziyadesiyle playstation serisinde de tatmam etkendir. Arkhe yeni daha PS3 aldı, PES 2010'a hasta olup. O ne diyor bakalım. Aslında şimdi fark ettim, normalde harcadığımız zamana göre burada çok daha fazla oyun konuşabilirmişiz bunca zaman. Bozar mı ki blogu bilemedim. Ya bir sonraki postta fifa-vs.-pes yaparsam? Hmm..

(
-Aaa bak ŞenŞef post ishali olmuş
-Ya kabızdır ya ishal zaten
-Bilgisayardan FM'yi silmiş gene diyorlar
-Hadi lan! Bir hafta dayanır diyorum)

Bir teselli ver

İngilizce problemi olmayanlara ve özellikle Premier League sevdalılarına www.studs-up.com'u tavsiye ediyorum, inceden inceden giydiriyorlar herkese, bazen benim bile "yuh bu kadar da olmaz" dediğim şeyler de oluyor ama eğlenceli yine de...

Leo Franco


Ntv spor servisinin haberi, rekora koşuyormuş Leo. Rüştü ve Volkan'ın öne çıktığı son yılın en iyi 20 yerli kalecisi haberinin yanına iliştirilmiş. Hiç kariyerinde bu kadar çok gol yememişmiş Leo Franco. 3 aylık bir interval içinde ne rekoru ne ortalaması ölçülür ki? İyi kaleci mi kötü kaleci mi birşey diyebiliyor musun bu rakamlar yüzünden. Kadıköy'de ofsayttan yediğimiz birinci gol dışında hatası var mı? Kaç maçı kurtarabilirdi Leo acaba da kurtaramadı? Hani öyle denir ya, büyük kaleciyse maç kazandırsın hesabı. Zorlama yazılar bunlar, Galatasaray takım defansını, yavaş orta ikiliyi hiç konuşmadan maç başına şu kadar gol yedi diye bıdı bıdı. Hayal kırıklığıymış, böyle giderse kötü bir rekora imza atacakmış. Giren çıkan sana pis herif.

Engin Baytar


Antipatikliğine dönem dönem vurdumduymazlık, maçtan kopma gibi ekstralar ekleyerek bordo-mavili formaya sarı kart istatistiği eklemekle yükümlü savruk açık-forvet oyuncusu. Karikatür gibi bir adam. Türk futbolcusunun profesyonellik eksikliğinin poster çocuğu. Trabzon'un da sanki yeterli problemi yokmuş gibi gidip her yerde kadro dışı kalan Engin'i transfer etmesi...

10 Kasım 2009



10 Kasım 193∞ - 10 Kasım 2009
.
Saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz..

09 Kasım 2009 Pazartesi

Franco Cangele

Sakal bıraksa ne kadar eski-Kocaeli-efsanesi/Kadıköy-balonu-kaptan-mağaradamı-Faruk'a benzer sizce? Bu hafta Sivas-Kayseri maçını seyrettiğme mutlu oldum. Bu adam da sebeplerin başında geldi. Sol açık mı, oyun kurucu forvet mi, serbest dolaşan hücumcu mudur nedir bilemedim. Daha diri olduğu ilk yarılarda, topsuz oyunda ziyadesiyle devamlılığı, savaşı olan bir yapısı var. Ufak ufak futbolu oturmaya başladı. İş yapar daha...

Es-Es Tribünleri


Bandolarıyla beraber söyledikleri Espana'nın hastasıyım acayip dramatik bir hava veriyor stada. Hem basit hem de güzel bir şarkı olduğundan katılım geniş ve coşkulu oluyor. Beşiktaş maçı öncesi yaptıkları sevdan bir ateş koreografisi de bayağı duygusaldı. Eskiden erkenden maça gidilirdi, sıkıntıdan 2-3 defa Samanyolu'na giderdi şarkılar maçtan çok önce. Kendi kendimizin görmesi için yaptığımız birşey, herkesin de aynı anda çok hoşuna gidiyor, ne acayip aslında düşününce. Ne kamera var, ne rakip takım taraftarı, ne de herhangi bir futbolcu ortalıklarda. Ama serenad halindesin. Hep bir ağızdan. Acayip birşey bu tribün, bu renk aşkı gibi öğeleri futbolun. Uzun zamandır Samanyolu'na ne katıldım ne de gördüm. Ama ne yalan söyleyeyim ilk fırsatta Atatürk Stadı'larından Eskişehir'de olanına maç seyretmeye gidesim var.

Uşaklar niye santrfor almadınız siz harbiden?



Gökhan aslında şöyle golcüdür, Umut böyle futbolcudur
meselesi değil. Belirli meziyetleri olan, fizik olarak da, teknik olarak da ortalama üstü ama neticede (Fatih-Gökdeniz tamsa) yarım buçuk oyunculardır benim gözümde. Ve işlerin iyi gittiği ortamlarda, üzerlerinde çok psikolojik baskı olmadığında, ya da cmfm diliyle kadro rotasyonu içinde faydalı olacak oyunculardır. Fizik olarak bitik olmadıklarından da, eğer belli bir seri iyi performansla özgüvenleri yükselse, sezonda 20 golü geçmeleri de mümkündür. Bu potansiyeli dolduracak performansa gelmeleri ise Avni Aker'de mümkün değil. Öte yandan Broos'un sezon başında bu ikilinin potansiyelini görüp bana yeter demiş olma ihtimali de var tabi. Ancak yöneticilerin bunu geçen sene görmüş olması gerekirdi. Fatih Tekke meselesine hiç girmeden, bir kalburüstü santrfor transferi yapılmalıydı geçen sezon. Belki suçlu rolünden mazlum rolüne bürünen Umut bir anda patlayacak, milli takıma göz kırpacaktı. Belki ilk başta küsüp Ümit Karanvari bir isyan havasına bürünen Gökhan yedekten girip girip atmaya başlayacak, mojo'sunu bulacaktı. Belki gelen oyuncu coşacak, bu oyuncular başka kluplerde devam edeceklerdi kariyerlerine. Ve evet belki o da çözüm olmayacak Trabzon yine aynı diyecektik. Bunların hepsi boş varsayımlar bu noktada, ama birşey denemek ya da denememek karşılaştırıldığında olası sonuçlar ve olasılıkları bir santrfor transferini gerktirirdi be paşam, onu diyorum.

p.s. Hakan Arıkan'ın hakkını da yemeyelim bu ikilinin bu haftaki kabusu olarak. Özellikle Umut'un zorlamalarına karşı çok iyi dayandı.

Fabian Ernst


Fink'in gelmesi aslında iyi oldu. Böylece Ernst'in değerini daha yi anladık, ya da en azından kendim için bunu söyleyebilirim. Geldiğinden beri çok beğeniyordum Ernst'i, ama sanki Almanya'da banko oynayan herhangi bir oyuncu ligimize gelse böyle çıkacakmış gibi saçma ve sığ çıkarımlara da girişmiştim muhabbetlerde. Fink kötü bir oyuncu da değil nitekim. Ama bu adam beni çok etkiliyor gerçekten. Onsuzluğun Beşiktaş'ı ne kadar etkilediği de malum.

Bu hafta attığı müthiş gol bir yana, genel anlamda Beşiktaş hücumunun en büyük katalizatörü geldiğinden beri. Eduard Cissé'nin (ki, o da 3-5 maçta bir) iyi yaptığı herşeyi her maçta fazla fazla yaptığı gibi, psikolojik olarak da tüm takıma inanç ve umut aşılayan bir varlığı var Alman futbolcunun. Fenerbahçe'de R.Carlos'un, Galatasaray'da ise Kewell'ın üstlendiği(ya da doğal olarak üzerlerinde biriken) rol bu. Belki ileride biraz daha açarız bu konuyu.

Süper Lig'in Stadları


Geçenlerde boş tribünlerden konuşurken aklıma gelmişti, stadyumların kapasitelerini ve açıldıkları yılları merak ettim. Sadece Süper Lig'in değil, diğer ülkelerin stadları ortalama kaç yıllık ve kapasiteleri nedir diye bakacaktım. Fazla zaman alacak gibi geldi, bu yüzden öncelikle Süper Lig'i çıkardım. Diğer ligleri ise daha sonra çalışırız.
.
Stad kapasiteleri ağırlıkla TFF'nin web sayfasından, sadece üç büyükleri resmi sitelerinden aldım. Bir de Eskişehir Atatürk Stadyumu TFF'de 13.520 gözüküyordu. Rakam mantıksız geldi, başka kaynaklara baktım, ağırlıkla aşağıda yazdığım kapasite verilmiş. Zaten çok ilginç, stad kapasiteleri kaynaklara göre değişkenlik gösteriyor. Herhalde sayması çok zor.
.
Stadların çoğunun açılış tarihi yazıyor. Şükrü Saraçoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan Stadları için ise yenileme tarihlerini aldım. Rakamlar tek başına çok şey ifade etmiyor, daha sonra diğer liglerle kıyasladığımda bir şeyler anlatabilir.
.
.
Fenerbahçe - Şükrü Saraçoğlu Stadı --------------------------0 2005 / 50.530
Galatasaray - Ali Sami Yen Stadı --------------------------------- 1964 / 24.000
Beşiktaş - İnönü Stadı -----------------------------------------------0 1947 / 32.145
Trabzonspor - Hüseyin Avni Aker Stadı ------------------------0 1951 / 19.649
İstanbul BB - Atatürk Olimpiyat Stadı -------------------------- 2001 / 76.092
Bursaspor - Bursa Atatürk Stadı ----------------------------------- 1950 / 18.587
Kayserispor - Kadir Has Stadı -----------------------------------0 2009 / 32.864
Eskişehirspor - Eskişehir Atatürk Stadı -------------------------- 1952 / 18.608
Gençlerbirliği - Ankara 19 Mayıs Stadı -------------------------0 1936 / 19.209
Gaziantepspor - Kamil Ocak Stadı --------------------------------- 1974 / 16.981
Antalyaspor - Antalya Atatürk Stadı ------------------------------0 1965 / 11.137
Ankaragücü - Ankara 19 Mayıs Stadı ----------------------------0 1936 / 19.209
Manisaspor - Manisa 19 Mayıs Stadı -----------------------------0 1974 / 14.965
Diyarbakırspor - Diyarbakır Atatürk Stadı ---------------------- 1960 / 12.963
Kasımpaşaspor - Recep Tayyip Erdoğan Stadı ------------------ 2005 / 9.576
Sivasspor - 4 Eylül Stadı ----------------------------------------------- 1985 / 14.998
Denizlispor - Denizli Atatürk Stadı ---------------------------------- 1987 / 15.427
.
.
Süper Lig'de toplam 16 stad kullanılıyor. 6 adet Atatürk, 2 adet de 19 Mayıs stadı var. Ortalama kapasite 24.233.
.
En yeni stadımız Kadir Has , en eskisi ise Ankara 19 Mayıs. Stadların ortalama yaşı ise 37.

08 Kasım 2009 Pazar

Bu versiyonunu görmemiştim


Edit: Kaydettiğim resim daha büyüktü sanki ama neyse, yazılar küçük kalmış, o yüzden ekliyorum buraya:
  • The English Plan: Depending on the wind the striker's position may vary.
  • The French Plan: In their plan they try all possible hypothesis. SHIT! THEY FORGOT THE GOAL!
  • The German Plan: Radical, efficient, unstoppable... (ball's speed may reach 297 km/h)
  • The Italian Plan: Iron defence, small ideas in the midfield, passes to striker..and...Penalty!
  • The Brazilian Plan: No comments!
  • The Turkish Plan: Note: The red dot is not the ball, it's the referee.
  • The Russian Plan: BWAHAHAHA!
  • The Dutch Plan: Stay at home and watch the others on TV

Çalışılmış, belli!


Yani hepsini arka arkaya izlemek biraz yoruyor mu desem, sinirlendiriyor mu desem, bu kadar çok, çeşit çeşit başarıyla icra edilmiş organizasyonlar aslında bu kadar sık futbol seyrederken ne kadar da nadir karşımıza çıkıyor. Benim aklımda daha çok İsveç milli takımının 90larda yaptıkları var, Zanetti'ninkini de hatırlıyorum 98'den ama.... Denesenize ulan şunları hasta etmeyin adamı. Her maç 3 kere denesen birinde atarsın sanki, olacak şey değil tabi, ama bir daha izle istersen video'yu, olurmuş gibi gelmeye başlıyor.


06 Kasım 2009 Cuma

Tv'de Futbol / 6-9 Kasım


6 Kasım Cuma
20:00 Bursaspor - Gençlerbirliği / Lig Tv
21:30 B. Leverkusen - E.Frankfurt / Trt 3
.
7 Kasım Cumartesi
16:30 Bayern Münich – Schalke / Trt 3
17:00 Manchester City - Burnley / Spormax
19:30 Wolverhampton - Arsenal / Spormax
20:00 Trabzonspor - Beşiktaş / Lig Tv
20:00 PSG - Nice / Kanal A
21:00 Barcelona - Real Mallorca / Ntv
21:45 Atalanta - Juventus / Ntv Spor
22:00 Sochaux - Lens / Kanal A
23:00 Atletico Madrid - Real Madrid / Ntv
.
8 Kasım Pazar
13:00 CSKA Moskova - Rubin Kazan / Spormax
16:00 Sivasspor - Kayserispor / Lig Tv
16:00 Lazio - Milan / Ntv Spor
16:30 Hannover 96 - Hamburg / Trt 3
18:00 Toulouse - Rennes / Kanal A
18:00 Chelsea - Manchester United / Spormax
20:00 Fluminense - Palmeiras / Spormax
20:00 Lille - Bordeaux / Kanal A
20:00 Diyarbakırspor - Galatasaray / Lig Tv
21:45 Inter - Roma / Ntv Spor
22:00 Lyon - Marseille / Kanal A
22:00 Sevilla - Villareal / Ntv
22:30 Atletico PR - Goias / Spormax
.
9 Kasım Pazartesi
01:15 Boca Juniors – Colon / Ntv Spor
22:00 Liverpool – Birmingham / Spormax

Fenerbahçe 3-1 Steaua Bükreş


Maç geç bir saatte başlıyordu ve televizyon yayını da vardı. Bilet fiyatları pahalı tamam ama kombine sahiplerinden bu kadar fire vermiş olmak üzücü. Karşıdan gelen biri için maça gelip dönmek gerçekten işkence ama dün aynı saatte bir Süper Lig maçı başlıyor olsaydı o stad daha dolu olurdu. Daum’a “Avrupa’yı önemsemiyor” diye sallamayı herkes çok seviyor ama önce bir aynaya bakmak lazım.

Güzel vakit geçirdiğimi söyleyemem, hatta sıkıcıydı bile diyebilirim. Bu maçlar bazen hazırlık maçına dönüyor, eğer o noktaya ulaşabilirsek çeyrek final öncesi ya da en azından gruptan çıkana kadar bu turnuva pek heyecan vermeyecek. Böyle gecelerin sonunda insanın aklında da fazla bir şey kalmıyor.

Fenerbahçe’yi konsantre görmek güzeldi ama öne geçtikten sonra ağır çekime dönen takım uyuttu. Steaua Bükreş bence gayet iyi oynadı, özellikle geri düştükten sonra Fenerbahçe üzerine çok iyi geldiler. İyi top yaptılar, iyi alan kapattılar. İkinci devrenin başında Andre Santos’un düşürüldüğü bir pozisyona hakem devam dedi, Bükreş’li oyuncu son adamdı ve kırmızı kart çıkmalıydı. Bu karardan sonra tribünler işin içine girdi, hakem ve rakip üzerine kabus gibi çöktü. Fenerbahçe de tribünler ile birlikte hareketlendi, kısa bir süre içinde de ikinci gol geldi.

Mehmet Topuz’da düşüş var, çok çabuk yorulmaya başladı. Gökhan bir pozisyonda Antalyaspor maçında yenen golde olduğu gibi yine arkasına adam kaçırdı, Daum’un ciddi olarak uyarması lazım. En iyi olduğu maçta bile bunu yapabiliyor. Dos Santos’un golü çok güzeldi, az biraz toparlamış gibiydi ama özellikle son yarım saat saklandı, hep toptan kaçtı. Fenerbahçe’nin fiziksel olarak düşüşe geçtiği bir gerçek, Kayseri ve Antep deplasmanlarında kaybedilen puanlarda ve oynanan futbolda bunun da ciddi etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu ara bizi üzüyor ama takıma iyi gelecektir.

Maç çıkışı arkadaşlarla Avrupa Liginde bu seviye maçların ne kadar sıkıcı olduğundan konuşuyorduk. O adam olmasa maç ile ilgili aklımızda güzel bir şey kalır mıydı diye düşünüyorduk, belki Santos’un golü işte. Dün yine gecemizi aydınlattı Alex de Souza, onun hakkında benim söyleyebilecek güzel sözüm artık kalmadı.. Bu adamı izleyebildiğimiz için çok şanslıyız.. Tadını çıkarmak, kıymetini bilmek lazım..

04 Kasım 2009 Çarşamba

Yazık..



Artık acınacak bir hale geldi ve hala inatla o koltuğa yapışıyor olması çok ilginç. Ya gerçekten hiç kafası çalışmıyor ve taraftarın bir mağlubiyet yüzünden tepki verdiğini düşünüyor ya da eline verilen oyuncağı çok seviyor, vazgeçemiyor.

Benim için problem yok, 30 sene daha o koltukta kalabilir ama bir insanın bu kadar yüzsüz olması ve şu fotoğrafları verebilmesi bana çok garip geliyor. Hayır her şeyi geçtim, kendine de yazık. Acaba kendini daha ne kadar rezil edecek merak ediyorum. Koca adamın haline bakın..

Ağlanacak Hale Gülmek


"Osman Nuri Yaman başkanlığındaki yönetimin, bugün de ödeme yapmaması üzerine futbolcular Sefa Sirmen Tesisleri’nde saat 11.00’de yapılması gereken antrenmana çıkmadı. Aynı saatlerde “Hodri Meydan Grubu” olarak adlandırılan 50 civarında taraftar da özel güvenlik görevlilerinin müdehalesine rağmen zorla tesislere girdi. Futbolcuların antrnenmana çıkmadığını gören taraftar grubu, “Onların yerine biz yaparız” diyerek bir süre antrenman sahasında top oynadı."


Haberi az önce Milliyet'de gördüm ve çok güldüm. Fotoğraflar ve "Onların yerine biz yaparız" cümlesi çok komik geldi ama insan bir yandan da üzülüyor. Futbolu seven ve hakkını veren Kocaelispor gibi bir kulüp bu haldeyken İBB'ler, Kasımpaşa'lar Süper Lig'de sefa sürüyor..

Devrim!

Evet, bence bu bir devrimdir. Bundan sonra Türkiye’de yeni bir devir başlayabilir. Galatasaray maçında sahaya yabancı madde atan akılsızlar, aptallar, rezil herifler kulüp tarafından tespit edildi ve yetkili kurumlara bildirildi. Kombine sahibi olan iki kişinin de kombineleri iptal edilmiş, ayrıca kulüp de bu kişilere karşı dava açacakmış.

Bundan sonra o sahaya bir şey atmaya kim ne kadar cesaret edebilecek göreceğiz, stadın içinde 200’e yakın kamera olduğunu hatırlatalım. Resmi siteden yapılan açıklama burada. Yayınlanan fotoğrafları ben de bloga koyayım ki belki biri tanır ve bu heriflerin yüzüne karşı iki çift laf eder.
.
.


Şampiyonlar Ligi'nde 4. Salı


A grubunda Bayern Münich’in eksiklerine rağmen Bordeaux’u sahasında yeneceğini düşünüyordum ama iflas etmişler. Gruptan çıkma şansları çok azaldı. Bayern’den iki maçta 6 puan alan Bordeaux lider, Maccabi Haifa’yı deplasmanda Camoranesi’nin golüyle yenen Juventus ise ikinci sırada. Bayern Münich’i Avrupa Ligi’nde izleyeceğiz gibi gözüküyor.

B grubunda Beşiktaş’ın durumu ortada, gecenin sürprizine ise CSKA Moskova imza attı. Ferguson’un hafta sonu oynayacağı Chelsea maçını düşünerek rotasyona gideceğini tahmin etmek zor değildi ama bu kadarını beklemiyordum. Zagoev’in golü harika, son dakikada yedikleri gol ise CSKA adına talihsizlik, Beşiktaş için ufak da olsa bir şans.

Haftanın maçı C grubunda oynandı. San Siro’da Kaka için neler oldu bilmiyorum, merak da ediyorum. Maçta ise Real Madrid özellikle ilk yarı daha etkili gibiymiş. Benzema kaleyi çok yoklamış ama Dida iyi günündeymiş. Kaka’nın kaleciden dönen topunu tamamlayan Benzema ile Real Madrid öne geçmiş ama rakip kaleye 2. gidişinde penaltı kazanan Milan beraberliği yakalamış, hatta hemen sonrasında da bence yine nizami bir Milan golü verilmemiş. Diğer maçta ise 6-1’lik bir skor var ama özetlerden gördüğüm kadarıyla maç öyle bir skoru hak etmemiş. Zurich ilk golü kendi kalesine atıyor, ikinci golü üse Türk hakemlerinin bile kaçırmayacağı bir ofsayttan kalesinde görüyor. Sanki Marsilya ile aynı sayıda pozisyon bulmuşlar ama Marsilya neredeyse girdiği her pozisyonu gole çevirmiş. Zaten son 3 gol de son 10 dakikada gelmiş. Bu arada Cheyrou’nun attığı takımının 5. golü harika.

D Grubunda Chelsea ve Apoel deplasmanında kazanan Porto gruptan çıkmayı garantiledi. Atletico Madrid Chelsea karşısında ilk golü buldu ama 82. ve 88. dakikalarda iki gol bulan Chelsea öne geçti. Son sözü ise 90+1’de Aguero söyledi. Kun oyuna ikinci yarıda girmiş ve iki muhteşem gol atmış. Özellikle ilk gol harika. Chelsea’nin iki golü de Drogba’dan ve ikisi de şık goller. Drogba bu sene fena çıldırdı, beni de Fantasy Football’da takımıma almadığım için pişman etti. Sanırım an itibariyle dünyanın en iyi forveti Didier Drogba.

Beşiktaş 0-3 Wolfsburg

Maç öncesinde hem çevremde hem de sanal ortamda oldukça fazla inanç ve heyecan görüyordum. Maça çok büyük önem veriliyordu. Tribünlerde boşluk olur diyenlere sanmam diyordum ama beklemediğim kadar boşluk vardı, şaşırdım. Bilet fiyatlarının yüksekliğinin bir etken olduğunu sanmıyorum, takımın daha kötü durumda olduğu United maçında bile tribünler daha dolu gibiydi.

Wolfsburg’un burada kazanacağını düşünüyordum, Ernst’in yokluğunu öğrenince emin oldum. Belki tribünler bir şeyler yapabilir diyordum ama takımı sadece ilk 2 dakika itebildiler. Sonra onlar da futbolcular da durdu. Ernst olmadan Beşiktaş bir gömlek aşağı inmişti. Özellikle orta saha acemiler mangası gibiydi, Wolfsburg karşısında ilk yarım saatte çok ezildi.
.
Herhalde iki teknik adam da futbolcularına o ıslak zeminde kaleyi görür görmez şut atmalarını söylemiştir. Wolfsburg bunu çok iyi yaptı, böyle bir gol geleceği belliydi. Defalarca söylemişimdir, Avrupalı ile aramızdaki en büyük farklardan biri şut becerisi, bunu da dün çok net gördük. Hakan da maça çekingen başlamıştı ve rakip de sanki bunu fark etmiş gibi sürekli vurdu. Rüştü Ankaragücü maçında benim gördüğüm sert bir darbe de almamışken belini tutunca yanımdakilere Wolfsburg maçında Hakan oynar demiştim, Rüştü beni yanıltmadı. Hakan ne yapsın ki? Adam gayet düzgün oynarken birden kesildi. Serdar Özkan da aynı, iyi oynarken dakika alamaz oldu. Dün de etkili olamadıkça taraftar üzerine çöktü. Zaten bu iki adamın işi zor, taraftar mimlemiş. Bir şeyleri değiştirmeye çok yaklaşmışken oynayamaz oldular.
.

İlk devrenin son 10 dakikası ve ikinci devrede Beşiktaş savruk bir baskı kurdu ama bir sonuç alamadı. Oysa Wolfsburg da çıkamıyordu veya çıkmıyordu ama Beşiktaş da hele Tabata da çıktıktan sonra pek gol atacak gibi değildi. Futbolcuların halini de anlayamıyorum. Tamam, geçtiğimiz sezon şampiyonluğu getiren mücadelenin ve isteğin görülmesi mümkün değil ama dün sanki zorla oynar gibi bir halleri vardı. Birçoğu adam gibi yere bile yatmamıştır.

Wolfsburg belki de ikinci devre yaptığı tek atakta gol buldu ve bu gol ile birlikte de İnönü karıştı. Ortamı çok iyi anlayabiliyorum, geçtiğimiz sezon aynı şeyleri çok yaşadım. Zaten durum Fenerbahçe’nin geçen sezon içinde olduğu duruma da çok benziyor. “Acaba mı?” deniyor ama hep hayal kırıklığı geliyor, üzerine de protestolar başlıyor.

Yıldırım Demirören 3 maç sonra İnönü’ye geldi ve Beşiktaş kaybetti. Büyük ihtimalle UEFA Avrupa Ligi de gitti. Beşiktaş tribünü de bir kez daha bir başkanına küfür etti. Şeref tribününde ise Demirören’in yanında İhsan Kalkavan vardı, Mansimov da oradaymış, belli ki seçime iyi hazırlanıyor.. Murat Aksu da hiç olacak gibi gözüküyor..

03 Kasım 2009 Salı

Hayırdır İnşallah..


3 Kasım Salı
21:45 Beşiktaş-Wolfsburg / Star TV

4 Kasım Çarşamba
19:30 Rubin Kazan-Barcelona / Star TV
21:45 Lyon-Liverpool / Star TV

5 Kasım Perşembe
22:05 Fenerbahçe-Steaua Bükreş / Star TV



Star Tv'nin kulaklarını blogda çok çınlattım, benim gibi binlerce futbolsever de bu sezon aynı şeyi fazlasıyla yapmıştır. Kulak çınlamasına dayanamadıkları için böyle bir şey yaptıklarını sanmıyorum, mutlaka başka ince hesapları vardır ama olsun, neticede bu hafta Şampiyonlar Ligi'nden 3 maç yayınlıyorlar. Üzerine bir de Fenerbahçe güzelliği yapmışlar, herhalde son maç yaşattıkları rezaleti böyle kapatacaklarını düşünüyorlar.

Yine de aferim diyoruz. Akıllı olsunlar, böyle devam etsinler.

02 Kasım 2009 Pazartesi

Kırmızı Çizgi


Hıncal Uluç bir yerlerde Fenerbahçe atkısı takmış, olay olmuş. Fotoğrafları görünce aklıma geldi, Hıncal Uluç NTV Spor’da sessiz sedasız yeni bir programa başladı. "Kırmızı Çizgi" isimli program Pazartesi günleri 22:00'da yayınlanıyor ve Uluç'a Mehmet Aslan eşlik ediyor. Kendisi Hürriyet’in Spor Müdür Yardımcısı oluyormuş. Benim haberim yoktu, kanal dolaşırken rastlayıp biraz bakmıştım. Derbi sonrasına denk geldiği için formundaydı, önüne gelene saldırıyordu.

90 dakika yayından kaldırıldığında gerekçe olarak gösterilen ekonomik kriz kabul görmemiş ve yer yerinden oynamıştı. Bloglar, gazeteler, forumlar bu olaya geniş yer vermiş ve işi Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe’ye bağlamıştı. 3 yıl şampiyonluk sözü verilmişti ve operasyon başlamıştı. En çok ses getiren, bloglarda fazlasıyla yer bulan yazı ise Haşmet Babaoğlu'ndan gelmişti. (6 Temmuz 2009 - Sabah)
.
Yeni programı izledim, tarzında bir değişiklik yok. Hani programı yayından kaldırtan Aziz Yıldırım’dı ya, acaba Hıncal Uluç’un ekranlara dönmesine nasıl izin verdi merak ediyorum. Haşmet Babaoğlu sesini çıkarmaz. Benim de bir fikrim yok ama 90 dakika yayından kaldırıldığında kıyameti koparanların bir fikri vardır diye düşünüyorum..

Kayserispor 1-1 Fenerbahçe

Kayseri zaten Fenerbahçe için en zor deplasmanlardan biri, Fenerbahçe’ye karşı hep ayrı bir motivasyonla oynamışlardır. Bu maç öncesinde de endişelerim fazlaydı, beraberlik önerseler kabul etmeyi ciddi ciddi düşünürdüm. Bilica’nın sorumsuzluğunun cezası hep beraber çekilecekti ve daha da önemlisi Alex tribündeydi. Kadir Has’da zemin kötü, yetmezmiş gibi zeminde su birikintisi oluşturacak kadar yağmur da vardı. Maçın Galatasaray galibiyetinden sonra gelmesi de ayrı bir dezavantajdı. Tribünler boştu, sessiz sakin bir ortam vardı. Benim maçı izlerken sıkıldığım dönemler oldu, futbolcular için de istekli oynamak zor olsa gerek. Özellikle ilk devre sanki bir hazırlık maçı oynanıyordu.

Alex’in yokluğunda Kazım’ın sağa, Mehmet Topuz’un da forvet arkasına geçeceğini düşünüyordum ama görüntü farklıydı. Kazım ve Güiza en uçta oynuyorlardı. İlk devre oyun ortadaydı, Fenerbahçe topa biraz daha fazla sahip oluyordu ama pozisyon yoktu. Gol de zaten kısmete ve Suleymanou’nun şanssızlığı ile geldi. Maç öncesi korkularımdan biri olan zemin Fenerbahçe’ye bir gol hediye etmiş oldu. Kayserispor golden önce de sonra da rakip kaleye ofsaytlar haricinde gidemedi, Volkan 55.-60. dakikaya kadar yere bile yatmadı.
.
Mehmet Topuz sahada hiç yoktu, sadece devre başında direkten dönen topta oynadığının farkına vardık. Gökhan hem hücumda hem savunmada çok yalnız kaldı, maçın sonlarına doğru da oyundan iyice düştü. Kazım da 60. dakika gibi oyundan düşmeye başladı, zaten az olan hücum gücü iyice zayıfladı. Skor avantajı Fenerbahçe’de olmasına rağmen rakip kaleyi hiç tehdit edemedi. Direkten dönen top dışında sadece bir de Güiza’nın hatalı bir karar ile ofsayt diye kesilen karşı karşıya pozisyonu oldu. Bu görüntüde Alex’in yokluğu kadar Güiza’nın rezil performansının da etkisi var. Bugün hiç olmadığı kadar kötüydü, gol kaçırdığı maçlarda yaptığı iyi şeyleri de yapamadı. Bu noktada dikkatimi çeken bir şey de oldu, Emre’nin Güiza’ya karşı olan tavrı. Bütün maç el kol yaptı, Güiza’yı fırçaladı. Hak etmiş olabilir ama zaten adamın psikolojisi bozuk, böyle yapmanın anlamı yok. Bu senenin Fenerbahçe’sinde en sevdiğim özellik oyuncular arasındaki ilişkiydi, bu görüntü beni çok rahatsız etti.

Kayserispor ilk devre Fenerbahçe savunmasını ortadan delmeye çalışıyordu ve hiç başarılı olamamıştı. İkinci devre ise kanatları daha iyi kullanmaya başladılar. Özellikle Mehmet Eren çok etkili oldu ve yorulan Gökhan’ı çok hırpaladı. Emre de yorulmaya başlayınca orta saha da Kayseri’ye geçmeye başladı. Fenerbahçe’nin hücumu ile savunması arasındaki mesafe çok açıldı. Daum’un sarı kart gören Kazım’ı oyundan alması doğruydu, kırmızıya da gidebilirdi ama yerine girecek isim Dos Santos olmamalıydı. Ben ondan önce Semih ve Özer’i düşünürdüm.
.
Bu arada Tolga Özkalfa’nın Kazım’a gösterdiği sarı kart, bir hakem medya ve kamuoyu baskısı ile nasıl saçmalar diye ders olarak gösterilmeli. Adam gözüm topta diyor, İngilizce konuştuğu için pozisyonu anlatırken elleriyle de gözünü işaret ediyor ve sarı kart görüyor. Çok komik. Ama önce Cangele, sonra da sarı kartı olan Saidou gözünün içine bakarak el kol yapıyor, hakemi fırçalıyor ve kart görmüyor. Kazım’a o kartı gösterebilen adam Cangele’nin kart istemesini de, Emre’nin kasıtlı olarak topa elle müdahele etmesini kart ile cezalandırmıyor. Maçın beraberlik golüne kadar sıkıcı geçmesinde de hakemin payı var. Türk hakemi düdük çalmaya çok meraklı ama Tolga Özkalfa zirve yaptı, maçın da içine etti. Her ufak temasa faul çaldı, oyunu çok sık durdurdu. Çizgisini penaltı pozisyonunda da devam ettirdi, çok basit ve bence hatalı bir penaltı düdüğü çaldı. Çaldığı penaltıdan şüphe duyduğu için de kırmızı kartını gösteremedi.
.

Penaltıdan önce Fenerbahçe’de hafif bir ciddiyetsizlik ve gevşeme başlamıştı. Aslında ciddiyeti ve mücadeleyi bırakmadığı 60 dakikalık dönemde Kayserispor karşısında çok da zorlanmamıştı. Beraberlik golünden sonra ise Fenerbahçe dağıldı, özellikle sağ kanat delik deşik oldu. Kayserispor üst üste pozisyonlar bulmaya başladı ama sahneye bence şu an ki formuyla Dünya’nın en iyi kalecileri arasında olan Volkan çıktı ve ikinci gole izin vermedi.
.
Sadece Volkan da değil, Fenerbahçe’nin 1 puan almasına yaptığı katkılardan dolayı Tolunay’a da teşekkür etmek lazım. Makakula’yı oyundan almasına sevinmiştim, bugün kötüydü ama beni tedirgin ediyordu. Onun çıkışından sonra Kayserispor hücumda etkili olduğu için Tolunay haklı sayılabilir ama benim teşekkürüm de zaten bu sebeple değil. Takımının her gelişi pozisyon oluyor, Fenerbahçe dağılmış durumda ama onun oyuncuları yere yatıp zaman geçirmeye başlıyorlar. Üst sıraları hedeflediğini söyleyen Tolunay Kafkas ise oyuncularını gol için teşvik edeceğine 90+2’de oyuncu değiştiriyor. Sonra da bu adamlar Anadolu takımlarının yükselmesine engel olunuyor diye ağlarlar.


Galatasaray’ın Kadıköy’de Aydın ile yakaladığı pozisyon gol olsaydı o maçı çözdüğü ve Rijkaard’ı yendiği söylenen Daum yerin dibine batırılacaktı ki kendisi de buna benzer bir açıklama yapmıştı. O eleştiriler bu hafta fazlasıyla gelecektir, herkes ellerini avuşturarak Daum’a kaptırmaya başlamıştır bile. Tabii ki hataları oldu, bu deplasmanda 3 puanı çekip alabilirdi. Kazım’ın yerine Semih ya da Özer girebilirdi. İleride top tutabilmek için Güiza yerine yine Semih düşünülebilirdi. Gökhan Gönül’ü yalnızlıktan kurtarmak için Mehmet Topuz yerine de bir hamle yapabilirdi ama tercih etmedi. Uğur Boral da hatırlanabilirdi. Bence sahanın iyilerinden olan Wederson’u oyundan alması da hataydı ama yine de eleştirinin sınırını bilmek, her şeyi yerle bir etmemek gerekiyor. Bu takım 34 maçın tamamını kazanmayacak. Bazen oyuncu, bazen hakem, bazen de teknik adam yanlışlıkları ile puanlar kaybedecek. Kızıp eleştiri yapmak normal ama böyle günleri büyük bir istekle bekleyenlere de istedikleri kozu vermemek lazım.

Bu takım 6 zorlu deplasmandan 13 puan çıkardı ve hala lider. Bu takım önümüzdeki hafta oynamadan 3 puan daha alacak ve belki puan farkını tekrar arttıracak. Her ihtimalde 3 hafta sonra oynayacağı Beşiktaş maçına yine lider olarak çıkacak.

Bu takım iyi bir takım ve şampiyonluğun da hala en güçlü adayı.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Derbi Sonrası Tatil Dönüşü


Derbi sonrası İstanbul’da değildim, direkt kısa bir tatile gittim. Bütün o yaygaradan uzakta galibiyetin keyfini çıkardım. Sözlükte gezindim, bloglara bakındım ama hiçbir şey yazmadım. En düzgün kalemlerden çıkan şaşırtıcı yazıları tebessüm ederek okudum, hiç de sinirlenmedim. Tatilin sonu geldi, keyif de kaçmaya başladı. Üzerine cezalar açıklandı, Haldun Üstünel de komik bir basın toplantısı yaptı. Haliyle ben de düşündüklerimi yazmazsam rahat edemez hale geldim.
.
.

* En sondan başlayalım. Haldun Üstünel’in basın toplantısı diye kişiselleştirmek doğru değil, belli ki açıklamalar Galatasaray Yönetimin Kurulunun görüşlerini yansıtıyor. Amaç kısa vadede Fenerbahçe’ye verilen cezada bir indirime gidilmesini engellemek, uzun vadeli hedef ise hakemleri ve federasyonu etki altına almak. Çok eleştirmiyorum, bu ülkede işler bu şekilde yürüyor ama bir yönetici, özellikle Haldun Üstünel gibi güya yeni model bir yönetici söylediklerinin altını doldurabilmeli. Aksi takdirde komik duruma düşüyor. 19 Mayıs 2007’de oynanan maç ile geçtiğimiz Pazar günü Kadıköy’de oynanan maçı aynı kefeye koymuş, gerçekten inanamıyorum. Galatasaray’ın Fenerbahçe karşısında 9 gol atıp 5 gol yediği ve 4 maç kazandığı 9 maçlık Sami Yen performansını da, aynı dönemde Fenerbahçe’nin Galatasaray karşısında 24 gol atıp 4 gol yediği 9 maçlık galibiyet serisi ile aynı kefeye koymuş. Çok komik. Yine de muhtemelen kısa vadeli hedefine ulaşacak ve Fenerbahçe’nin aldığı cezada bir indirime gidilmeyecek ama bundan sonra Haldun Üstünel kim tarafından ne kadar adam yerine konacak, ne kadar ciddiye alınacak bilemem.
.
* Buradan diğer olaylara geçelim, hem basın toplantısında geçen hem de hafta boyunca konuşulan tartışılan mevzulara. Önce şu maçın oynatılmasından bahsedelim. Karar kesinlikle doğru, orada hakeme yönelik bir eylem yoktu. Avrupa’da bu işler böyle olmuyor diyenler için sözlükte gerekli cevaplar verilmiş, emsaller burada ve burada var. Maç öncesi abartılı tribün olayları olmamıştır, saha içinde olan bir gerginlikten dolayı tribünler galeyana gelmiş ve atılan bir madde şans eseri hakeme isabet etmiştir. “Sadece hakeme isabet edince mi olay sayılıyor” diyenlere Samet’e atılan kanyak şişesi ile, 19 Mayıs 2007’deki rezaleti de değil 2006’da oynanan maçın raporunu hatırlatırım.
.
* Maçın hakemi Bünyamin Gezer etki altında kalıp taraflı bir yönetim değil, kötü bir yönetim göstermiştir. Mesela yan hakem tam görmesinin imkansız olduğu ve devamında gol olan bir pozisyonda aut kararı verirken ne kadar etki altında kalmışsa ilk goldeki ince ofsaytı kaçırırken de o kadar etki altında kalmıştır. Bünyamin Gezer kimilerine göre Alex için ucuz bir penaltı çalmıştır ama etki altında kalan bir hakem Kazım’ın iki gol olabilecek pozisyonunu da komik faul kararlarıyla kesmez. Faul kararlarında takdir haklarını Fenerbahçe lehine kullanan bir hakem Servet’in Lugano’ya yaptığı harekete penaltı verir.
.
* Keita tam bir sahtekarmış. Tribünden atılan madde gözünü kör edebilirmiş. Bu kadar ciddi bir isabet alan adam nasıl birden ayağa kalkıp saha kenarına o deparı atar anlaşılmaz. Roberto Carlos’a attığı kroşeden sonra sergilediği şaşkın görüntü “Ben ne yaptım ki?” tavrı ise tek kişilik bir komedi. Ben bu ülkeye gözümü kaybetmeye gelmedim demiş ama bu ülkenin adam geçemeyince rakibine yumruk atabileceğin bir ülke olmadığını da biri ona anlatsın.
.
* Rijkaard’ın da şiraze kaymış, maçtan sonra “Burada inanılmaz bir atmosfer var. Herkes burada oynamak ister.” diyen adam tesislerine girince “Kadıköy’de futbolu kirleten görüntüler yaşandı. Stattaki atmosferin çok gergindi. Futbolcuların sakin kalmaları zordu.” demiş. Yakışmamış.
.
* Cezalar açıklandı. Bilica hakkını aldı, söyleyecek bir şey yok. Keita'nın cezası ise bence hafif kaçmış, en basitinden Bobo bile 4 maç ceza almıştı. Cristian’ın Arda’yı itişi çok ani ve sert değil. Maç içinde olsa sarı kart bile çıkmaz, ceza ağır olurdu. Arda’nın yakalanan bir küfürü yoksa ona ceza gelmemesi de bence normal ama Hakan Balta ve Nonda’nın Fenerbahçe tribünlerine yapmış oldukları hareketler gözden kaçmış. Fenerli medya işte, bunları gündeme getirmeyi unutmuş.
.
* Fenerbahçe’ye verilen 2 maçlık ceza ise saçmalık. Adaletsizlik. Çok eskilere gitmeyeceğim ama çok yakında aynı federasyonun verdiği kararlar ortada. Diyarbakır’da oynadığımız maç hala akıllarda ve Diyarbakırspor’un o maçtan dolayı aldığı ceza bile Fenerbahçe’ye verilen cezadan az. Daha da başka örnek vermeye gerek yok. Bütün hafta çıkartılan gürültünün sonucu budur, Federasyon etki altında kalmıştır. Bu kararı etkileyen en büyük güç ise o “Fenerli Medya” dedikleri medyadır.
.
* O yabancı maddeleri sahaya atanları Allah nasıl biliyorsa öyle yapsın. Pis herifler. Onların yüzünden takımımdan uzak kalacağım.
.
* Derbi sonrası olayları yazmadım ama yazılanları okudum demiştim. Papazın Çayırı bu dönemde ne dediyse imzamı atarım. Peralta da burada çok güzel yazmış.
.
* Di Massimo Talento yapılan harika koreografinin bir videosunu burada paylaşmış. Emeği geçenlerin ellerine sağlık.
.
* He bir de Borges geri dönmüş, hoşgelmiş. İyi ki de gelmiş, sevindim.
.
* Derbi hakkında elimden gelirse bir daha yazmayacağım. Çok beğendiğim bir yazının linki ile bitirelim; Gel Güzel Kardeşim, Bırak Platini'yi de Gel Biz Baba Gündüz'e Soralım

26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3-1 Galatasaray

Ne yalan söyleyeyim maçın bu kadar rahat geçeceğini tahmin etmiyordum. Çekincelerim yok değildi, psikolojik üstünlüğün hem taraftara hem de futbolcuya kendine aşırı güven olarak yansımasından ve yeterince konsantre olamamaktan korkuyordum. Maç öncesi son 2-3 sezondan daha farklıydı. Önce Kalamış’a gittim, Kazancılar Kebapçısı sanki şampiyonluk maçı öncesini andırıyordu. Oradan Nazlı’ya bakındım, uzun zamandır görmediğim bir coşku vardı. Fazla alkol alınmıştı, tehlikeli sayılabilecek bir ortam vardı. Yoldan geçen arabalara gidecek şekilde havaya bira şişeleri atılıyordu. Çekinmiştim. Aşırı alkol kendini maçta da gösterdi. Tribünler tezahurat anlamında bu sezonun belki de en vasat performansını gösterirken atılan maddeler de stadın muhtemelen bir maç kapanmasına yol açtı. Anlamsız ve aptalca. Evet, maç öncesi tahrik vardı. Galatasaray takımı zararı kendi görecek olmasına rağmen ısınmaya çıktığı anda ortamı germek istedi. Keita’nın Fenerbahçe tribünlerini hedefleyen yumruk şovu, Arda’nın takımı tribüne götürürken yaptığı hareketler alkol sonrası kontrol kaybettirebiliyor ama yine de kabul edemiyorum. Ben de kendimi kaybediyorum, rakip futbolcuyu elime geçirsem saldıracak duruma ben de geliyorum ama sahaya su atmanın mantığını anlayamıyorum. Cezasını geçtim, maçtan sonra olayları konuşma fırsatı vermemize de üzülüyorum.
.
Kadroları öğrendiğimde çekincelerim azaldı. Wederson doğruluğu tartışılmaz bir tercihti. Hafta boyunca sakatlıkla uğraşan Güiza ve Semih yerine Kazım’ın oynayacak olmasına da sevinmiştim, Galatasaray’ın iki stoperine bela olacağı belliydi. Fenerbahçe maça özellikle sol kanatı etkili kullanarak iyi başladı, Wederson ve Roberto Carlos gole kadar o tarafı çok hırpaladılar ve gol de buradan geldi. Öne geçtikten sonra Fenerbahçe beklendiği gibi disiplinli bir şekilde kapanmaya başladı ama bu ezbere bir kapanma değildi. Önde Kazım Galatasaray savunmasını sürekli rahatsız etti. Hücum hattının arkasına dizilen Wederson- Emre-Cristian-Topuz dörtlüsü ile zaten mücadele gücü çok yüksek bir orta saha kurulmuştu, bu isimler de Galatasaray orta sahasına rahat oynama şansı hiç vermediler. Ayhan ve Mustafa Sarp her topu alışlarında karşılarında 2-3 Fenerbahçe’li gördüler. Keita ve Arda kanatlarda hareket edecek alan bile bulamadılar. Fenerbahçe taraftarının korktuğu, Galatasaray taraftarının büyük umutlar bağladığı Keita, en iyi maçlarından birini oynayan Carlos’u bir kez bile geçemedi. Galatasaray topa sahip olan taraf gibi gözükse de ofsaytta olan Nonda’nın vuramadığı yan top dışında ilk devre boyunca Fenerbahçe ceza sahasına giremediler. Fenerbahçe ise sakin ve tedbirli oyunuyla 2-3 farkı yakalayabilecek pozisyonları buldu.

İkinci devre de farklı başlamadı, Fenerbahçe yine daha iyi olan taraftı. Kazım Galatasaray stoperlerini sürekli zorlamanın ödülünü devre başında kaleyi yokladığı pozisyonlarda alamadı ama yaptığı pres Fenerbahçe’ye bir penaltı kazandırdı. Golden sonra farkın büyüyebileceğini düşündüm ama Galatasaray golü erken geldi. Bu gol ile Galatasaray cesaretlendi. Kazım haklı olarak yorulmaya başlamıştı ve ileride top kalmaz oldu. Galatasaray maç boyunca sadece bu dakikalarda rakibinden daha iyiydi. Taraftarlar Carlos’a vurduğu için Keita adına tezahuratlar yazabilirler ama o belki de dönebilecek bir maça yaptığı hareketle son noktayı koydu. Aslında sonunun böyle olacağı da belliydi. Kırmızı karttan sonra oyun yine Fenerbahçe’ye döndü. Kalan dakikalarda sadece bir gol geldi ama çok daha fazlası olabilirdi. Fenerbahçe’de kötü oynadı diyebileceğimiz bir oyuncu yoktu, sadece biraz öne çıkanlar oldu. Alex Alex’dir, onu geçiyorum. Ben Wederson, Cristian ve Kazım’ı çok beğendim. Gökhan Gönül eski çizgisine dönmüş gözüktü, Mehmet ile orada iyi oluyorlar. Emre’nin çizgisi zaten belli, savunma ikilisi ise standartını oynadı ve maçı hatasız bitirdi.


Galatasaraylılar Bünyamin Gezer’e yükleniyorlar, bence normal. Bu maçı Fenerbahçe kazanamasaydı hakeme yüklenen taraf biz olacaktık. İki takımın da ortaya dökebileceği çok pozisyon var, ben bir tarafı kayırdığına inanmıyorum. Aklıma kalan pozisyonları yazayım. Emre’nin Baros’a yaptığı hareket sarı kartlıktı, maç başı olduğu için güme gitti ama “Kasap Emre Baros’un ayağını kırdı” söylemleri komik kaçıyor. Fenerbahçe’nin attığı golde ince ve yakalanması kolay olmayan bir ofsayt var, sayılmayan golde ise karara saygı duymaktan başka yapacak bir şey yok. Lig Tv piero’sunu konuşturduysa bilemem.

Beni tribünde çıldırtan Kazım’a çalınan fauller oldu. Eve geldiğimde izledim, özellikle iki tanesinin faul ile uzaktan yakından alakası yok ve ikisi de gol olabilecek pozisyonlar. Servet’in Lugano’ya yaptığı hareket ise bence net penaltı. Keita ve Carlos’a çıkan kartların tartışılacak bir yanı yok ama daha sonra yine Emre’nin Ayhan’a yaptığı harekette sarı kartı atladı. Penaltı pozisyonunda bence doğru karar verdi, penaltıyı vermeseydi olay olurdu ama kırmızı kartı gösteremeyince bir anlamda verdiği kararın arkasında duramamış oldu. İlk goldeki ofsaytı söylemiştik, Güiza ve Kazım için kalkan iki de hatalı ofsayt bayrağı var. Fenerbahçe hakem sayesinde kazandı diyecek kadar kendini kaybetmiş taraftarlar var mıdır bilemiyorum ama Bünyamin Gezer bence taraflı bir yönetim sergilemedi. Sadece kötü yönetti.


Kazanan Daum oldu ve seri 10 maça çıktı. Bu 10 maçlık yenilmemezlik serisi değil, Fenerbahçe 10 sezondur kazanıyor. Dün de iyi konsantre olan, maçı kazanmayı daha çok isteyen ve sakin kalan taraf Fenerbahçe oldu. Maçı da rakibinden çok üstün oynayarak kazandı. Galatasaray hiçbir varlık gösteremedi, bu kafayla devam ettiği sürece de gösteremez. Takımın kaptanı kaç kelime Türkçe bildiği şüpheli Cristian’ın üzerine “adam ol” diyerek gidip reislik oynarsa, tüm umutların bağlandığı yıldızı maç öncesinden şova başlayıp daha maçın ilk devresinde kendini kaybederse Kadıköy’den hiçbir zaman çıkamazlar.
.
Galatasaray’ı 10 sezondur Kadıköy’de yeniyoruz, bu büyük bir olay değil ama kazandığımız 10 sezonun sadece dördünde Fenerbahçe şampiyon oldu. Kadıköy’de Galatasaray’ı yenmek güzeldir, eğlencelidir, keyif verir ama aslolan şampiyonluktur. Bunu akıllardan çıkarmamak, işin eğlence kısmını taraftara bırakıp aynı ciddiyetle yürüyüşe devam etmek gerekiyor. Maç sonu görüntüler, çocuk gibi eğlenmeleri, aralarındaki o dostluk çok güzeldi ama unutulmamalı ki en güzeli sezon sonunda hep beraber sevinmek olacak..

Devam..



....

25 Ekim 2009 Pazar

Fenerbahçe - Galatasaray


Derbi öncesindeki geceyi evde geçirmek güzel oluyor. Daha diri kalıyorum, sabah sadece derbiye uyanmış oluyorum. Biraz eski maçlara bakıp evden çıkıyorum. Bugün de güzel bir derbi günü olacak. Hava çok güzel, maç öncesi de keyifli geçecek.

Fenerbahçe maç öncesi kendinden emin ve çoğunluğa göre maçın da favorisi. Olayın kendine güveni aşıp da “Nasıl olsa kazanırız” şekline dönmesinden çekiniyorum. Fenerbahçe’nin Kadıköy’de her zaman favori olduğu bir gerçek ama daha sahaya çıkmadan galip ilan edilmesi de abartı oluyor.

Galatasaray ise bence rahat geliyor. Galibiyet inançlarını özellikle taraftarında fazla görmüyorum.Maç öncesi hep gördüğümüz o photoshop’lar sanki daha az, biraz daha umutsuzca “Belki kazanırız, o sene bu sene olabilir” sesleri çıkıyor.

Sanırım bu noktada geçtiğimiz sezon baya belirleyici oldu. Belki de en iyi Galatasaray kadrosu geliyordu, “çıldırtmaya geliyoruz” t-shirt’leri bile hazırlanmıştı ama o kötü Fenerbahçe’den yine bir tokat gelmişti. Bugün gelen kadro daha kötü bir kadro değil, başında da önemli bir teknik ekip var ama galibiyet inançları sanki geçen sene daha fazlaydı.

Umutlu olanlar Kadıköy baskısını hissetmeyecek bir kadroları olduğunu söylüyorlar. Kaybetmek Galatasaray için büyük bir olay olmayacak, en fazla seriye bir sene daha yazılacak.Kazanmaları halinde kendileri adına büyük bir iş başarmış olacaklar, bu önemli bir motivasyon.

Ama Kadıköy’de belirleyici olan taraf Fenerbahçe’dir. Galatasaray maçlarında o stada gelen taraftar da futbolcu da değişir, bambaşka bir kimliğe bürünürler. Rakip üzerine çökerler, onu boğarlar. Konsantre olurlar ve kazanırlar.

Bugün de aynı şeyler olursa, taraftarından futbolcusuna ve teknik kadrosuna kadar herkes Galatasaray’ı ciddiye alıp tüm gücüyle savaşırsa rakibin bugün galip gelmesi mümkün değildir.

İpler Fenerbahçe’nin elindedir..

Çünkü orası Kadıköy’dür..