12 Şubat 2009 Perşembe
11 Şubat 2009 Çarşamba
İki Başkan

Guus Hiddink --> Chelsea

İtalya 0-2 Brezilya
10 Şubat 2009 Salı
3000/4000/5000

La Liga tarihinde Barcelona'nın 3000. golünü 1982'de atan Enrique Castro ‘Quini’, 4000. golünü 1996'da atan Guillermo Amor ve 5000. golünü 2 hafta önce atan Lionel Messi.
.
3000. gol atıldığında Messi doğmamıştı, Amor ise 14 yaşındaydı. Amor 4000. golü attığında ise Messi 9 yaşındaydı ve henüz Arjantin'deydi. 5000. golü de o hak etmişti, ona kısmet oldu.
9 Şubat 2009 Pazartesi
Öteki Futbol

İngiltere'de Aston Villa'nın muhteşem performansı devam ediyor, bu hafta da Blackburn'ü deplasmanda iki golle geçerek 2 puan farkla üçüncülüğe yerleşti ve Tottenham ile deplasmanda golsüz berabere kalan Arsenal'in 5 puan önüne geçti. Arsenal'de Adebayor da sakatlanmış ve 3 hafta yokmuş, kadro kısıtlıyken bu kadar sakatlıkla yarışa tutunmaları zaten imkansızdı. Son yarım saatinde 5 golün olduğu maçta ise Liverpool deplasmanda maç sonunda Tony Adams ile yollarını ayıran Portsmouth'u Torres'in 90'da attığı golle 3-2 yendi. Chelsea maçından sonra Kaptan da sakatken bu maçı da kazanmak çok önemliydi. Üst üste gelen puan kayıplarından sonra Liverpool kopabilir diyordum ama lige tekrar tutundular. Şampiyonluk bence hala imkansız ama Liverpool yarışta ne kadar çok kalabilirse ve en azından ligi 2. bitirebilirse bu önümüzdeki sezon için de bir artı olacak. Chelse sahasında Hull City ile golsüz berabere kalınca büyük patron da Scolari'nin ipini çekti. Bu son bir süredir zaten bekleniyordu, Scolari'nin yeri için en güçlü adaylar Mancini, Rijkaard, Zola ve Avram Grant. Manchester ise uçmaya devam ediyor, West Ham deplasmanında da gol yemeden kazandılar. United 13 maçtır, Van der Saar ise 1212 dakikadır gol yemiyor ve Old Trafford'da oynanacak Fulham maçında da 64 dakika gol yemezse dünyanın en uzun süre gol yemeyen kalecisi olacak. Middlesbrough kazanamama serisini 13 maça çıkardı, görüntü alt lige yolculuğu gösteriyor. Küme düşerlerse Tuncay'ı kim kapacak merak ediyorum.
Barcelona Sporting Gijon karşısında 3-1 kazanarak gol sayısını 68'e çıkardı, rekor gelecek gibi ama Real Madrid'in de ciddi bir galibiyet serisi var. Çoğunlukla bu hafta sahalarında oynadıkları Santander maçında olduğu gibi tek golle kazandılar ama kazanmaya devam ederlerse en azından Barnebau'da Barcelona'yı alkışlamaktan kurtarabilirler. Sevilla derbisinde ise Betis deplasmanda kazanarak nefes aldı ve küme düşme hattından biraz uzaklaştı, Sevilla'yı da arkadan gelenlere yaklaştırdı. Atletico Madrid teknik direktör değişikliğinden sonra deplasmanda Huelva'yı üç golle geçerken Valencia deplasmanda Osasuna'ya kaybederek Numancia'yı 2-1 yenen Villarreal'in gerisine düştü. Bu dört takımın hatta hemen arkalarından gelen Malaga ve Deportivo'yu da sayarsak altı takımın girdiği Şampiyonlar Ligine katılım mücadelesi Barcelona'nın rekorları dışında bu sene La Liga'nın tek heyecanı olacak gibi duruyor.
Hakem Damgası Vol:2
Tazeliği gittikten sonra çok da fazla bahsetmenin anlamı ve gereği yok biliyorum ama madem önceliğimiz arşiv tutmak, o zaman blogda bulunsun..
TSL 19. hafta

Türkiye’de futbolun gelişimi konuşulduğunda hep olmazsa olmaz olarak gösterilen, senelerdir olması beklenen ama imkansızlığından, başarılmasına izin verilmeyeceğinden bahsedilen “Anadolu İhtilali” denen şey eğer bu sene olmazsa bir daha ne zaman olur bilemiyorum. Üç İstanbul takımı bu haldeyken bu fırsatın kaçmaması lazım, üç takımı da bir daha aynı anda bu kadar kötü görmek kolay olabilecek bir şey değil. Hakemler ise bildiğimiz gibi, 2. devrenin daha 2. haftasından ortalığı karıştırdılar, onlar için bloga bir kez ayrı bir not düşmüştük, sanırım bu hafta da öyle yapacağız.
7 Şubat 2009 Cumartesi
"Kaptan" #6

6 Şubat 2009 Cuma
Orada neler oluyor?

Bir anda ortaya darbe planı yapmış paşalar gibi çıktılar ve Beşiktaş’lıları umutlandırdılar. Dün Erol Kaynar ise planladıkları buluşmayı ertelediklerini açıkladı, sebep de basit bir öğle yemeğinin yakışık olmayan noktalara çekiliyor olmasıymış. Açıkçası ben çok fazla bir şey beklemiyordum, en fazla yemek sonrası “şampiyonluk yolunda mücadelesine devam eden Beşiktaşımız için birlik beraberlik en hayırlısı olacaktır.” gibilerinden bir şeyler çıkacağını düşünüyordum. İlk sızdırılan isimler ile dün açıklama geçen isimler arasında en çok dikkat çeken eksikler Süleyman Seba ve Rahmi Koç. Buluşmayı basına sızdırmalarının amacı neydi onu da anlamadım, aslında belki bir buluşma hiç olmayacaktı. Belki de sadece biz buradayız demek ve arkalarındaki desteğe bir bakmak ya da Beşiktaş’da muhalefetin olabileceğini gösterip, o muhalefete destek olup olmadığını görmek istediler.
Ben çok bir şey anlamadım. Çevremde, bloglarda ya da forumlarda bu olanlar hakkında altı dolu fikirler de görmedim. Beşiktaş’ın Mali Genel Kurulu 8 Şubat tarihinde Lütfi Kırdar’da yapılacak. Çoğunluk sağlanamazsa ki büyük ihtimalle sağlanamayacak, ikinci ve son toplantı, çoğunluk aramadan 15 Şubat’da düzenlenecek. Belki o gün bir şeyler açığa çıkar. Açıkçası ben bile 15 Şubat’da bir şeyler olup olmayacağını merak ediyorum ama bir yandan her şeye rağmen Genel Kurulda yönetimin ibra edileceğini hissediyorum..
***
"Tüm Beşiktaşlılık duygularımızla düzenlediğimiz bir öğle yemeğinin, yakışık olmayan noktalara çekiliyor olması hepimizi derinden üzmüştür. Çok saygın Beşiktaşlıların bulunacağı bir ortamda, aslı olmayan söylentiler toplantının amacını farklı yönlere taşımaya başlamıştır. Bu sebepten dolayı toplantıyı ileri biri tarihe ertelediğimizi saygılarımızla duyururuz.
Katılımcılar: Hikmet Çetin, Serdar Bilgili, Tuncay Özilhan, Yalçın Sabancı, Ömer Sabancı, Mehmet Kazancı, Recep Yazıcı, Zafer Yıldırım, Cengiz Kaptanoğlu, Nevzat Demir, Hasan Arat, Fikret Orman, Erol Kaynar, Affan Keçeci, Hüsnü Güreli"
Tv'de Futbol / 6-8 Şubat
.100. Yıl Formaları
Beşiktaş’ın 100. yıl formasının üzerinde 700 civarında, Beşiktaş’da forma giyen, Beşiktaş’a katkısı olan futbolcuların ismi yazılıydı. Klasik formayı o isimler siyah-beyaz-gri renkler ile oluşturmuşlardı. Ben beğenmiştim, bence çok anlamlıydı.
.
Bir arkadaşla aramızda geçmişti bu sohbet, üç büyüklerin 100. yıl formalarından en güzeli hangisi tartışılır ama üç formanın da camiaların mantalitesini, kulübe bakış açılarını ve en önemli değerlerini gösterdiğini düşünüyorum. Beşiktaş’da kulübe emek verenler, Fenerbahçe’nin tarihi ve Galatasaray’ın başarıları..
Fortis Türkiye Kupası / Yarı Final

Dün akşam oynanan Bursaspor-Fenerbahçe maçı ile Fortis Türkiye Kupasının anlamsız, saçma ve sıkıcı bölümü bitti ve yarı finale çıkan takımlar belli oldu. Fenerbahçe maça daha derli toplu bir görüntüyle iyi başladı ve Alex'in güzel kontrolü sonrası yaptığı harika aşırtma ile öne geçti, iki dakika sonra ise yine Alex yine güzel bir aşırtma ile farkı ikiye çıkardı. Alex kendi gibi oynadığı zaman, bir şeyleri değiştirmek istediği zaman Fenerbahçe'yi bir gömlek yukarı çıkartıyor. Dün gösterdiği performans geri dönüş mü yoksa tek maçlık bir gösteri mi göreceğiz ama ben geri döndüğünü hissediyorum. Bu iki golden sonra maçın geri kalanında Güiza'nın gol atması dışında çok da ilginç bir şey olmadı. Bursaspor taraftarı da bir önceki gün gördükleri İnönü performansının etkisi altında mı kaldılar bilmiyorum ama dün özellikle 3-0 olduktan sonra iyice coştular.
Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivasspor ve Ankaraspor 18 Şubat'da yapılacak kura çekimi ile eşleşecekler. Bir şekilde bu iki takımı yarı finalde eşleştirmeyecekler gibi geliyor ama ben yarı finalde Fenerbahçe-Beşiktaş eşleşmesini istiyorum. Hem fazladan iki derbi daha izleriz hem de finale bir Anadolu kulübü çıkmış olur.
5 Şubat 2009 Perşembe
Beşiktaş 3-1 Antalyaspor

Ümit Kayıhan Lig Tv'ye, Denizlispor Kümeye

.
Mateja Kezman

En son Ajaccio'ya karşı iki gol atınca kendine geldiği ve aynen devam edeceği yönünde demeçleri çıkmıştı ama dün Bordeaux ile sahalarında oynadıkları ve 3-0 kaybedip Fransa Kupasına veda ettikleri maçta oyundan çıkarken sinirlenip formasını sahanın ortasına atmış ve soyunma odasına gitmiş. Maç sonrası bizlerin zamanında çok sık duyduğu "Başarılı olmak istiyorum, ama istediğim performansı gösteremiyorum. Benim kariyerim belli, PSG taraftarları yüzde yüz randımanlı Kezman’ı daha sahada göremedi. Onlara daha iyi oynayacağım konusunda söz veriyorum" açıklamasından da yapmış ama ben bu saatten sonra Kezman için tekrar Hollanda'ya dönmekten daha hayırlı bir yol göremiyorum.
Everton 1-0 Liverpool

4 Şubat 2009 Çarşamba
3 Şubat 2009 Salı
Transfer Trafiği
İngiltere'de transferin son günü trafik fazlasıyla arttı. Söylentileri olan ama bir türlü kesinlik kazanamayan transferler ardı ardına açıklandı. Bunların arasında en sona kalan ve en dikkat çekeni tabii ki Arshavin. 
Defoe'dan sonra Robbie Keane de Tottenham'a geri döndü, hatta Londra kulübünün Chimbonda'yı da geri aldığı söyleniyor. Defoe'nun uzun süreli sakatlığı ve Keane'nin Liverpool'da gözden iyice düşmesi bu transferi kaçınılmaz hale getirdi ve Liverpool kesin olmasa da büyük bir ihtimalle aldığı paranın oldukça altına Keane'i elden çıkardı. Tottenham bu isimler dışında Wigan'dan Palacios'u da kadrosuna kattı.
.
Manchester City transferde son isim olarak Given'i seçti ve 12 yıldır Newcastle forması giyen kaleci ile 4,5 yıllık sözleşme imzaladı. Sezon başında büyük umutlar ve ciddi paralarla Rusya'dan getirdiği Jo'yu ise Everton'a kiraladı. Bir diğer dikkat çeken transfer ise Newcastle'lı N'Zogbia'nın Wigan'a transferi oldu. Kadrosundan iki isim kaybeden Newcastle ise sadece Wigan'dan Ryan Taylor takviyesini yapabildi..
Amauri: Italia? No, grazie.

Dunga sakatlanan Luiz Fabiano yerine kadroya almıştı O'nu, ama Juventus'un yollamama şansı vardı ve kullandılar. Bir anda gündeme karısı İtalyan olan Amauri'nin milli takıma seçilme ihtimali düştü. Cevap gelmiş sonunda. Juventus formasıyla iyi giderdi halbuki aksi bir karar.
2 Şubat 2009 Pazartesi
Mustafa'lı Beşiktaş 2

Hoca ilk göreve geldiği dönemde kısa bir taktik analiz yapmaya çalışmıştım blog'da. O zamandan bu zamana neler değişti bakmaya çalışalım.
1- Ekrem Dağ
İki kanadı da ofansif/defansif verimli kullanıyor. Tribünlerin, taraftarın şu aralar en çok sevdiği adam sanırım. Bu sezonun piyangosu. Şu an itibariyle sol beke ilaç olmuş durumda.
2- Nobre/Bobo olayı
Nobre çok formda Bobo kayip iken mantıklıydı Mert'in oynaması. Şimdi TC vatandaşı kontenjanından oynuyor Nobre. (Bu olayın doğrusu Federasyon saçma sapan tanıdığı bazı yerli statülerini kaldırması olurdu ama olacağı yok tabi. Gökçek Vederson'la Mert Nobre nereye Türk hala anlayamıyorum. Hani 5 sene dolunca verilene bu kadar itiraz etmiyorum ama neyse) İkisinin bir arada oynaması da bir çözüm elbet ama bir yandan Holosko, öte yandan Delgado olunca zor tabi.

3- Gökhan-Toraman tandeminin önlenemeyen dönüşü
Hem aldıkları kartlar, hem de ön liberoya yamanmaları sebebiyle Sivok ve Zapo ikilisi çaktırmadan kartal görünümlü şahin tandeme bıraktı yerini. Hele hele büyük maçlarda ne yapar ne eder iki yabancıyı koyarım defansın göbeğine ben olsam.
4- Ernst, Yusuf ve Erkan transferleri.
Cisse iki sezondur istikrarsız, mutsuz, demotive filan, böyle sanki Kleberson, Yasin, Amaral, Ahmed Hassan. Arada çıkıp önemli goller atıyor, bir-iki maç kitap gibi oynuyor, sonra yine aynı nakarat, 10 üzerinden 6 maçların %90'ında. Nedir kardeşim Beşiktaş'ın ortasındaki bu gelenek? Gözler Tayfur-Giunti ikilisini arar durur. Ernst Cisse'ye göre daha çok top çalan tipte bir oyuncu, daha iyi bilenlerin analizleriyle (Borges gibi ) kendi hafızamızı topladığımızda önemli bir oyuncu olacak Beşiktaş için diye düşünüyoruz. Cisse oturacak büyük ihtimal, yabancı sayısı problem olmasa ikisi bir arada fena olmaz aslında. Yusuf ise Delgado'ya alternatif olarak belli bir anlam teşkil etse de Delgado olmadığı zamanlarda 10 numarasız oynasa Beşiktaş ne kazanır ne kaybederdi diye iyi düşünmek lazım. Bobo-Nobre ikilisi kanatlarda Holosko ve Tello'yla nasıl olurdu acaba, aklıma gelen ilk örnek. Erkan Zengin isimli arkadaşı ise hiç tanımıyorum, ekleyecek birşeyim yok, ola ki bir piyango daha çıkarsa Ekrem'den sonra ne ala.
Gel gelelim dizilişe. Sezon başından bu yana Beşiktaş 2'li, 3'lü ve 4'lü defanslar kurdu. Bu da sistemin sistemsizlik olduğu anlamına geliyor. Aynı maç içerisinde de bu geçişler yapılıyor. Son dönemde Galatasaray da maçlarını biraz 442 biraz 352 oynamakta, periyod periyod kaymalar yapılıyor. Beşiktaş'ta da bazen sakatlık, bazen ceza, bazen de Mustafa Hoca bozup bozup yeniden kurdurtuyor defansı. Yine de şu an itibariyle bir denge yakalanmış gibi. İki açıklı veya iki santrforlu iki ideal dizilişi var Kartal'ın. İkisinde de bekler ileri çıkacak, ön libero defansı 3'leyecek gerektiğinde. Yani bekleri ve ön liberoyu ne defans ne de or taha olarak görebiliriz tam anlamda. Yani Beşiktaş'ı geriden 2-3 diye sayarak başlamak lazım.
Daha çok görülmek istenen, daha dengeli sistem ise tek santrforlu olanı. Bu modern 433 taktiğidir ama 451 attacking olarak bilir eski CM/FMciler. Buna göre yukarıdaki bekler de ön libero da hücum/defans dengesini optimize eder, takım en azından bir adet yaratıcı tek yönlü orta saha oyuncusunu tolere eder, toplu hücum, toplu savunma anlayışına da birebirdir. Velhasıl,
Sağ açık....................10....................Sol açık
Santrfor
Serdar - Sivok(Zapo*) - İbrahim(Gökhan) - Ekrem
Ernst
Uğur(Cisse*).....................
............Delgado
Holosko................................................Tello
Bobo(Nobre)
Umarım Beşiktaşlı arkadaşlar "bir sen eksiktin" demiyor yazılarımı okuyorlardır.

Avrupa'da Hafta Sonu

Hem özel işlerden hem de Pazar gün maçların çakışmasından dolayı bu hafta fazla bir şey izleyemedim. İtalya’da hafta sonu sürprizler vardı. Juventus sahasında Cagliari’ye 3-2 kaybetti ama Inter de evinde Torino’yu yenemeyince puan farkını dokuza çıkartamadı. İki rakibin kayıplarını Milan iyi değerlendirdi, Lazio deplasmanında rahat bir galibiyet aldı ve Juventus’un üzerine çıkarak Inter’in altı puan gerisine yerleşti. Inter’de işler iyi gitmiyor, Mourinho’nun mutsuz ve huzursuz olduğu her halinden belli. Yine de İtalya’da şampiyonluğu bırakmayacakların düşünüyorum ama bu haldeyken Şampiyonlar Liginde United’ı elemeleri çok zor.
Liverpool üç hafta üst üste berabere kaldıktan sonra fişi her an çekebileceğini düşünüyorduk ama Chelsea’yi yenerek zirveden düşerken tekrar tutundular. Maçın 2. yarısını izleyebildim, Lampard’ın kırmızı kartı bence ağır ve bu karttan sonra oyun tamamen Chelsea yarı sahasına yığıldı. Gerçi istatistiklere bakınca bu karttan önce de Liverpool’un daha üstün olduğunu çıkartıyoruz ama Lampard oyunda kalsaydı maç ne olurdu bilinmez. Yine de çok iyi dayandıkları maçın son dakikasında sağ kanatlarında bir açık verdiler ve Torres’in ön direğe yaptığı güzel koşu sonunda vurduğu kafaya engel olamadılar. Ashley Cole’ün hatası sonrasında da ikinci golü yediler. Liverpool’un şampiyonluk şansı ne yazık ki hala yüksek değil, umarım beni yanıltırlar. Arsenal yine berabere kaldı, artık onlar için hedef ilk dörde tutunmak. Manchester United ise Everton’ı penaltı ile geçti. Van Der Saar gol yememeye devam ediyor, sırada dünya rekoru var.
La liga’da artık tek heyecan Barcelona’nın kıracağı rekorlar ve yapacaklarından ibaret. Bir süredir devam eden 5000. gol tantanası da Messi ile son buldu. Penaltıdan yedikleri golle yenik duruma düşen Barcelona’da Messi oyuna 61. dakikada girdi ve attığı iki golle üç puanı getirdi. Real Madrid de Ramos ile birlikte yakaladığı galibiyet serisine devam ediyor. Schuster kalsaydı şüphe duyacağımız lig ikinciliğine yerleştiler ve muhtemelen ligi de orada bitirecekler. Bu hafta Barcelona’nın 5000. golü dışında bir de Raul heyecanı vardı, o da Numancia karşısında takımının ilk golünü atarak Real Madrid formasıyla bulduğu gol sayısını 307’ye çıkardı ve efsane Di Stefano’yu yakaladı.
TSL 18. hafta

Henüz maçların tamamını görmedim ama bu hafta çok güzel goller atıldı. Alex, Tello, Nonda,Gökhan ve hatta Umut’un attığı goller harikaydı. Fenerbahçe sahasında iki puan daha bırakırken Trabzonspor, Galatasaray ve Beşiktaş Sivasspor’un da iki puan kaybettiği haftayı karlı kapattılar.
Gaziantepspor Fenerbahçe’yi Trabzonspor’dan da daha fazla hırpaladı, golü bulduktan sonraki dakikalar hariç maçın tamamında topa hakim oldular. Hem önde bastılar hem de topu kazandıktan sonra çok zor kaybettiler. Tabata’nın çok iyi oyuncu olduğunu söyleyen cümleler artık klasik olmuştu ama dün benim gözümde iyice yükseldi. Adam top kaybetmiyor, inanılmaz bir görüşü var ve tam bir oyun lideri. Murat Ceylan ve Hakan Bayraktar da onu iyi destekleyip pas trafiğine ortak olunca Fenerbahçe’yi çok zor durumlara düşürdüler.
Fenerbahçe’li futbolcularda inanılmaz bir form düşüklüğü var. Takım düzenindeki, sistemdeki, oyuncu tercihlerindeki yanlışlardan önce bunu da görmek lazım. Deivid tanınmayacak derecede kötüydü, kaç top kaybı yaptığını bilmiyorum. Alex, Uğur diye devam etmek yerine iyileri söylemek daha kolay çünkü Emre, Roberto Carlos ve biraz da Lugano haricinde sahada vasata yaklaşan biri bile yoktu. Güiza ilk devre de gol atamıyordu ama gol atmak dışında çok şeyi de iyi yapıyordu. Şimdi ise hem fizik hem de psikolojik olarak dibe vurmuş durumda ve onda daha fazla ısrar etmenin bir anlamı yok. İlla oynayacaksa da tek forvet oynamaktan vazgeçmek lazım çünkü o şekilde işi iyice zorlaşıyor. Emre her geçen gün daha fazla katkı yapmaya başlamışken kanatlardan vazgeçip Selçuk-Emre-Uğur Boral’lı bir orta saha kurulabilir, önlerinde Alex’in olduğu bir 4-3-1-2 denenebilir ama tek forvet oynanacaksa bu takımın forveti Semih Şentürk olacaktır, olmalıdır. Aragones dün Güiza’yı tek başına sahaya sürerek benim gözümde ilk defa ciddi kredi kaybetti.
Fenerbahçe’nin şampiyon olması bu şartlar altında mucizevi değişiklikler olmadığı sürece imkansız gibi. Bunu sadece futbol açısından da söylemiyorum, takımdaki, kulüpteki ortam bana bunu düşündürüyor. Zaten futbol takımının eksikleri, yetersizlikleri varken ve ekstra şeylerin itmesine ihtiyaç duyulurken bu itmeyi yapabilecek tek güç olan tribünlerde takımın puan kaybetmesini bekleyen ve isteyen, oyuncusundan nefret eden ve küfür edebilmek için fırsat kollayanların sayısı hiç az değil. Başarılar camia olarak, bir bütün olarak kazanılıyor ve bu sevgisiz ortamda başarının gelmesi çok zor.
Beşiktaş geçtiğimiz hafta olduğu gibi iyi oynamadan ve çok pozisyona giremeden kazandı. Yabancı kontenjanı rahat olmasına rağmen Bobo ve Holosko kenardaydı ki bir iç saha maçında bu iki isimden en azından biri oynayabilirdi. Tribünler daha ilk devre Bobo’yu istedi ve Nobre’nin oyundan biraz küskün çıkmasına sebep oldu ama bu isteklerinin çok sık gerçekleşeceğinden emin değilim çünkü yabancı kontenjanında yaşanan sıkıntıda Nobre dolayısıyla kenarda oturacak iki isimden biri için en çok öne çıkan isim Bobo. Beşiktaş sakat ve cezalı oyuncularına kavuştuğunda sahaya çıkacak takımı çok merak ediyorum. Maç hakkında söylenecek fazla bir şey yok, ben keyif almadan izledim. Beşiktaş rahat başlayan fikstürü iyi değerlendirdi ve iki maçtan altı puan çıkartarak rakiplerine yaklaştı. Şimdi üç zor maç geliyor, deplasmanda Konyaspor, içeride Trabzonspor ve yine deplasmanda Gaziantepspor. Bu üç maçta gördüklerimiz Beşikaş’ın şampiyonluk şansını daha iyi gösterecek.
Galatasaray, Sivasspor ve Trabzonspor maçlarını yarım gözle izleyebildim, bu yüzden çok fazla yorum yapamayacağım ama Trabzonspor çok kararlı adımlarla hedefe ilerliyor. Haftaya Ankaragücü’nü rahat yenerler diye düşünüyorum, daha sonra deplasmanda oynayacakları Beşiktaş maçından iyi bir sonuç alırlarsa şampiyonluk şansları hiç beklemediğim kadar artacak.



















