12 Şubat 2009 Perşembe

Klasik


Dün yazacaktım, unuttum. Brezilya'nın klasik forması İtalya karşısında gözüme ayrı bir güzel geldi, çok beğendim. Numaraların üzerinde futbolcu isimleri yazmayınca gerçekten harika görünüyor.

11 Şubat 2009 Çarşamba

İki Başkan


Fenerbahçe'nin 100. yıl etkinlikleri kapsamında Spor ve Bilim Kongresini düzenliyorduk. Bilimsel Komitede olan isimlerden Cemalettin Topuzlu "Spor ve Etik" konulu bir panel düzenlemek istiyordu. Ben de bir konuşma yapması için Süleyman Seba ismini ortaya atmıştım ve kabul görmüştü. Kendisine ulaştık ve davetimizi ilettik. Katılmayı çok isteyeceğini ama sağlık durumunun fazla değişken olduğunu, söz veremeyeceğini ve kongreye daha kısa bir süre kala tekrar konuşmanızın iyi olacağını söyledi. Organizasyona 1-2 hafta kala kendisine 2. ziyaret yapıldığında ise detaya gerek yok ama gerçekten pek iyi değildi ve ne yazık ki kongreye katılamadı. Açılış gününde kongre başkanı adına bir telgraf geldi. Süleyman Seba katılamadığı için özürleriyle birlikte başarı dileklerini iletiyordu, kongreyi ve tarihleri unutmamıştı..
.
Bugün Fulya Süleyman Seba Kompleksi açıldı. Fulya arazisini Hakkı Yeten kiralamış, Mehmet Üstünkaya döneminde kulanılmaya başlanmış, Süleyman Seba döneminde ise arsa satın alınmış. Serdar Bilgili döneminde arsa için yaratılan proje Yıldırım Demirören yönetiminde tamamlandı. Fulya Süleyman Seba Kompleksinde 34 katlı iki kule, 60 bin metre kare otopark, 20 bin metre kare çarşı alanı, beş bin metre kareye yakın restoran bölümü, 15 bin metre kare civarında ve 22 katlı ofis binası, ayrıca 20 bin metre kare ve 15 katlı hastane alanı bulunuyor. Proje üzerinde Beşiktaş'ın zarara uğradığına dair tartışmalar ve davalar sürerken kompleks bugün yani 15 Şubat'da düzenlenecek mali kongrenin dört gün öncesinde harika bir törenle açıldı. Törende Abdulla Gül'den Egemen Bağış'a, Hikmet Çetin'den Semra Özal'a kadar bir çok önemli isim katıldı. Yıldırım Demirören de böyle önemli bir tesisin açılışında, bu büyük isimlerin ve camiasının önünde elinde tutuşturulan kağıtları karıştırdı, neler söyleyeceğini unutmuştu..
.
İkisi de Başkan ama işte bu yüzden biri Beşiktaş'lılar için Onursal Başkan, diğeri ise tüpçü..
.
.
.
* Video burada, 7-8 dakika ama sonuna kadar izlemenizi tavsiye ederim, etkileyici final 50 sn. kala başlıyor.

Guus Hiddink --> Chelsea


Belki de ihtimal vermediğimden Hiddink ismi hiç aklıma gelmemişti ama Chelsea bugün resmi açıklamayı yaptı. Abramovich kendisini bizzat aramış ve teklifini iletmiş. Hiddink de Roman'ın Rus futboluna yaptığı katkıların bir karşılığı olarak ona yardımcı olmak istemiş ve teklifi kabul etmiş.

Anlaşma sezon sonuna kadar, ondan sonra ne olacak bilmiyorum. Normal şartlarda bir teknik direktörün bir şeyleri değiştirebilmesi için kısa bir süre ama bahsedilen isim Hiddink ve elindeki oyuncular bazı şeyleri daha çabuk anlayıp uygulayabilecek yetenekte isimler ise bu kısa zaman diliminde bile Chelsea'de olumlu etkiler görmemiz şaşırtıcı olmayacak. Muhtemelen sezon sonunda kontratı da uzatılacaktır. Bugüne kadar Hiddink etkisini gittiği her takımda net bir şekilde gördük, her takımında o göze hoş gelen hücum futbolunu oynattı.

İşin buradan dönmesi çok zor ama hele bir de bu kısa sürede şampiyonluk getirebilirse tam bir efsane olur. Şampiyonluk gelmese bile Chelsea taraftarları en azından son iki teknik adamın takımlarından çok daha keyif veren bir takım izleyeceklerdir.

İtalya 0-2 Brezilya

Bilmeden izlesem hazırlık maçı olduğuna inanmazdım. Hele son 10-15 dakikada Brezilya'nın işi hafiften şova dökmesi ile sinirleri bozulan İtalyanların oyunu iyice sertleştirmelerinden sonra bu maça dostluk maçı demek garip kaçardı. Gerçi her faulden sonra oyuncuların birbirleriyle olan diyaloglarında hiç gerginlik olmadı, aksine Serie A dostluğunun da etkisiyle çok ılımandılar.
.
Goller Elano ve Robinho'dan geldi. İki gol de güzeldi, Robinho attığı golde İtalyan savunmasından pek görmediğimiz fotoğraf kareleri çıkarttı. Brezilya'yı çok uzun zamandır bu kadar iyi gördüğümü hatırlamıyorum oysa Dunga'nın tartışıldığı günler çok geride kalmadı. Herhalde bu maç onu iyice rahatlatmıştır. Lippi'nin de 31 maçlık yenilmeme rekoru bu maçla sona erdi.

Dün sadece futbol izledim. Her şeyden soyutlanmış, içine başka şeyler girmemiş temiz bir futbol maçı.

Çok güzeldi.

10 Şubat 2009 Salı

Malzeme bu..

3000/4000/5000


La Liga tarihinde Barcelona'nın 3000. golünü 1982'de atan Enrique Castro ‘Quini’, 4000. golünü 1996'da atan Guillermo Amor ve 5000. golünü 2 hafta önce atan Lionel Messi.
.
3000. gol atıldığında Messi doğmamıştı, Amor ise 14 yaşındaydı. Amor 4000. golü attığında ise Messi 9 yaşındaydı ve henüz Arjantin'deydi. 5000. golü de o hak etmişti, ona kısmet oldu.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Öteki Futbol


Avrupa liglerinde mücadele bu sene biraz farklı geçiyor. İtalya, İspanya ve İngiltere'de şampiyonluk yolunda birer takım büyük avantaj sağladı hatta bana göre sezon sonunda bu liglerin lideri de değişmemiş olacak. Genelde erken kopan Fransa'da Lyon puan farkını dörde ancak bu hafta Marsilya'nın Bordeaux'u yenmesiyle çıkartırken Almanya'da Hoffenheim'inbir puan farkla liderliği sürüyor. Arjantinde ise Clausura 2009 bu hafta başladı, Apertura şampiyonu Boca ilk maçta deplasmanda Gimnasia'yı 2-1 yendi.

Inter Lecce deplasmanında golü Zlatan ile erken buldu ve üç puanı rahat kazandı, diğer goller Figo ve Stankovic'den geldi. Gündemini ligden çok önce Kaka şimdi de Beckham meşgul eden Milan sahasında Reggina ile berabere kalınca geçtiğimiz hafta yükseldiği ikinciliği, ilk golünü atan Iaquinta'nın kırmızı kart görmesiyle yaklaşık 80 dakika 10 kişi oynayan ve Catania'yı deplasmanda son dakikada Poulsen'in attığı golle yenen Juventus'a bıraktı ve Inter'in tekrar 8 puan gerisine düştü, Juventus Inter farkı ise 7 puan. Haftaya "Derby Della Madonnina" var ve Milan'da Kaka yok. Inter seyirci avantajına sahip olduğu bu maçı kazanırsa işi büyük ihtimalle bitirecek. Roma'da yükseliş devam ediyor, üç puan önündeki Genoa'yı da üç golle geçtiler ve kendilerini ilk beşe attılar. Roma'nın attığı üç gol de harika, özellikle ilk gole bayıldım. Romanista sağolsun maçın özeti de burada.

İngiltere'de Aston Villa'nın muhteşem performansı devam ediyor, bu hafta da Blackburn'ü deplasmanda iki golle geçerek 2 puan farkla üçüncülüğe yerleşti ve Tottenham ile deplasmanda golsüz berabere kalan Arsenal'in 5 puan önüne geçti. Arsenal'de Adebayor da sakatlanmış ve 3 hafta yokmuş, kadro kısıtlıyken bu kadar sakatlıkla yarışa tutunmaları zaten imkansızdı. Son yarım saatinde 5 golün olduğu maçta ise Liverpool deplasmanda maç sonunda Tony Adams ile yollarını ayıran Portsmouth'u Torres'in 90'da attığı golle 3-2 yendi. Chelsea maçından sonra Kaptan da sakatken bu maçı da kazanmak çok önemliydi. Üst üste gelen puan kayıplarından sonra Liverpool kopabilir diyordum ama lige tekrar tutundular. Şampiyonluk bence hala imkansız ama Liverpool yarışta ne kadar çok kalabilirse ve en azından ligi 2. bitirebilirse bu önümüzdeki sezon için de bir artı olacak. Chelse sahasında Hull City ile golsüz berabere kalınca büyük patron da Scolari'nin ipini çekti. Bu son bir süredir zaten bekleniyordu, Scolari'nin yeri için en güçlü adaylar Mancini, Rijkaard, Zola ve Avram Grant. Manchester ise uçmaya devam ediyor, West Ham deplasmanında da gol yemeden kazandılar. United 13 maçtır, Van der Saar ise 1212 dakikadır gol yemiyor ve Old Trafford'da oynanacak Fulham maçında da 64 dakika gol yemezse dünyanın en uzun süre gol yemeyen kalecisi olacak. Middlesbrough kazanamama serisini 13 maça çıkardı, görüntü alt lige yolculuğu gösteriyor. Küme düşerlerse Tuncay'ı kim kapacak merak ediyorum.

Barcelona Sporting Gijon karşısında 3-1 kazanarak gol sayısını 68'e çıkardı, rekor gelecek gibi ama Real Madrid'in de ciddi bir galibiyet serisi var. Çoğunlukla bu hafta sahalarında oynadıkları Santander maçında olduğu gibi tek golle kazandılar ama kazanmaya devam ederlerse en azından Barnebau'da Barcelona'yı alkışlamaktan kurtarabilirler. Sevilla derbisinde ise Betis deplasmanda kazanarak nefes aldı ve küme düşme hattından biraz uzaklaştı, Sevilla'yı da arkadan gelenlere yaklaştırdı. Atletico Madrid teknik direktör değişikliğinden sonra deplasmanda Huelva'yı üç golle geçerken Valencia deplasmanda Osasuna'ya kaybederek Numancia'yı 2-1 yenen Villarreal'in gerisine düştü. Bu dört takımın hatta hemen arkalarından gelen Malaga ve Deportivo'yu da sayarsak altı takımın girdiği Şampiyonlar Ligine katılım mücadelesi Barcelona'nın rekorları dışında bu sene La Liga'nın tek heyecanı olacak gibi duruyor.

Hakem Damgası Vol:2

Tazeliği gittikten sonra çok da fazla bahsetmenin anlamı ve gereği yok biliyorum ama madem önceliğimiz arşiv tutmak, o zaman blogda bulunsun.
.
Bu hafta zirve yarışında olan takımlardan üçünün maçında hakemler öne çıktı, Gaziantepspor-Ankara maçını izleyemedim, onun hakkında bir fikrim yok. Kuddusi Müftüoğlu da Hacettepespor-Eskişehirspor maçında harikalar yaratmış. Üzerine en çok konuşulan maç Galatasaray-Kayserispor maçı ve Selçuk Dereli oldu. Galatasaray resmi siteden bir açıklama yapmış, Trabzonspor'lular gibi bir de yürüyüş yapılacakmış.. Komik..
.
Aslında maçta konuşulacak pozisyon çok ama ağırlık Lincoln'ün kartlarında, daha çok her şeyin başlangıcı olan kırmızı kartta. İlk kart bence doğru, bilinen Lincoln işte, niyeti de itirazının yapmacık olduğu da çok belli. İkinci sarı kart için ise kural kitabı bir öyle diyormuş bir böyle ama önemli olan yorum. Benim yorumum olayın öncesini de düşünerek direkt sarı kart olurdu. Biri topu attırmaz, diğeri topu alır, öbürü açılmaz en sonunda biri de sarı kart görür, bardağı taşıran Lincoln olunca kart da ona patladı. Olaya sadece Lincoln'ün giden topa ayağını uzatması olarak bakılırsa işler değişir ama bence yine niyet çok ortada. Bir de Baros için istenen penaltı pozisyonu var ama bence çok ağır olurdu ki zaten pozisyon da dışarıda. Bu iki pozisyondan ve maç bambaşka bir hale döndükten sonra aklıma gelen pozisyonlar Kayserispor aleyhine. Devre başında Servet'in Mehmet Eren'i düşürmesi ve maçın sonunda Emre'nin topa elle müdahelesi bence penaltı hatta Aghahowa kendini o kadar iğrenç bırakmasa sarı kart gördüğü pozisyonda bile penaltı alabilirdi. Baros'un bir hava topundaki çarpışma sonrası hakeme itiraz ederken kafasından akan kanı Dereli'nin formasına sürmesine ise sarı kart hafif kaçtı, Arda bile Baros atıldı diye çok korktu. O pozisyonda kırmızı kart gösteremeyen hakem Lincoln'ü de atmasaymış.
.
Herhalde Fenerbahçe'lilerin çoğu o İBB maçından sonra hakemi öne çıkarmaya utanır ve ona gelene kadar konuşması gereken çok fazla şeyi olduğu için de fazla üzerinde durmaz. Yardımcılarıyla beraber Cüneyt Çakır yine maçın önüne geçmek için çok uğraştı ama bu sebepten başarılı olamadı. Fenerbahçe'nin yediği iki gol de ofsayt. Gökhan'a hücum faul çalan yan hakem zaten inanılmaz bir adam, başka bir dünyada gibiydi. Çaldığı faulden sonra durgun giden maç gereksiz yere gerildi. O pozisyonun etkisiyle Çakır Emre ve Alex'e ilk devre sarı kartını gösteremedi. İBB'li Mahmut'un atıldığı pozisyond ilk anda çekmeye laf etmiştim ve çekme rakibini bozduysa da kart doğru. Tekrarında bir Cüneyt Çakır klasiği olarak çok basit bir kart gibi de geliyor ama ilk anda benim gördüğüm şey bana sarı dedirtti. Kart göstermese de olurdu, beni rahatsız etmezdi. 2. devre başında bir kornere Deivid'in ön direkte vurduğu kafa elle kesildi, penaltı olmalıydı. Kazım'ın itildiği pozisyona da penaltı verilebilirdi. Tijukuzu'nun gördüğü kırmızı kart da, Emre'nin bu maçı bitirebilmesi de saçmalık.
.
Haftanın ilk maçının üzerinden çok geçtiği ve sonrasında diğer maçlarda çok daha fazlası olduğu için İlker Meral çok konuşulmadı. İlk devrenin ortalarında De Nigris'i Trabzonspor'lu Selçuk'un düşürmesi bence penaltı ve normal olarak kırmızı kart. Bu pozisyonun etkisiyle Gökhan Ünal'ın da penaltı verilebilecek bir pozisyonuna kafasını çevirdi. Fırat Aydınus'un bile etki altında kaldığı Avni Aker'de son dakikada bir de ucuz faul verdi ve bu faul sonrasında da Trabzonspor golü buldu.
.
Lig Tv dendi, üç büyüklerden başkasının şampiyon olunmasını izin vermezler dendi, yedirmezler önlerini keserler dendi, lig iki takıma indiriliyor dendi ama tablo ortada, zirvede Sivasspor ve Trabzonspor var. Senelerce böyle bir zirve görüntüsünün Türk futbolunun lehine olduğu konuşuldu, tam bu tablo yakalanmışken şimdi Sivas'ın itildiğini söyleyenler var, gerçekten anlaşılmaz, gerçekten çok komik. İşin içinde art niyet olduğuna inanmıyorum, sadece bizim hakemlerimiz yetersiz, yeteneksiz ve bazen de karaktersiz. Kuralları da bilmedikleri olur gözünün önündekini görmedikleri de. Maç içinde olanların etkisi ile düdük çalmalarını geçtim hafta içinde olanlar bile çaldığı düdükleri etkiler çünkü güçlü değiller. İşin içinde başka şeyler aramadan önce bu gerçeği de görmek, hakemlerimizin rezil hakemler olduğunu da unutmamak lazım.

TSL 19. hafta


Türkiye’de futbolun gelişimi konuşulduğunda hep olmazsa olmaz olarak gösterilen, senelerdir olması beklenen ama imkansızlığından, başarılmasına izin verilmeyeceğinden bahsedilen “Anadolu İhtilali” denen şey eğer bu sene olmazsa bir daha ne zaman olur bilemiyorum. Üç İstanbul takımı bu haldeyken bu fırsatın kaçmaması lazım, üç takımı da bir daha aynı anda bu kadar kötü görmek kolay olabilecek bir şey değil. Hakemler ise bildiğimiz gibi, 2. devrenin daha 2. haftasından ortalığı karıştırdılar, onlar için bloga bir kez ayrı bir not düşmüştük, sanırım bu hafta da öyle yapacağız.
.
Paragrafın başında bir süre hangi İstanbul takımı ile başlasam ve ne yazsam diye düşündüm ve 3 takımın da şampiyonluğu hak etmediği ve bu üçünden birinin şampiyon olmaları halinde Trabzonspor ile Sivasspor’a büyük yazık olacağını söylemek dışında yazacak bir şey bulamadım. Galatasaray-Kayserispor maçı hakkında Selçuk Dereli haricinde ne konuşulsa boş, kimsenin de umrunda olmaz zaten. Tek bir gerçek var ki böyle bir kadronun Şampiyonlar Liginden elenmenin yanında 19 maçta 37 puan toplamış olması büyük başarısızlık. Skibbe hakkında çok olumlu düşünen çok arkadaş gördüm, bu görüşlerin tamamen karşısındayım demiyorum ama kağıt üzerindeki tablo hiç parlak değil ve bunun da bir açıklaması olmalı.
.
Beşiktaş maç başında birçok taraftarı memnun eden bir kadro ile sahaya çıkmasına rağmen 90 dakika boyunca kazanmak adına hiçbir şey yapamadı ve Konya deplasmanında iki puan kaybetti. Beşiktaş ile ilgili hep aynı şeyi söylüyorum, elde iyi bir kadro var tamam ama yabancı sınırlaması yüzünden hangi kadroyu sahaya sürerseniz sürün hep bir taraf eksik kalıyor. Demek istediğim şu, mesela tüm yabancıların olduğu bir kadro düşünürsek ortaya Rüştü-İ.Toraman-Sivok-Zapo-Ekrem-Cisse-Ernst-Holosko-Delgado-Tello-Bobo gibi bir takım çıkıyor ama iş iki yabancıyı kesip yerine iki yerli sokmaya gelince tıkanıp kalıyor. Kesilen yabancıların yerini doldurmak için bu yazdığım ideal kadroda oyuncuların yerleri de değişiyir, kadro yap-boz tahtasına dönüyor. Kadro gerçeğinin yanında Beşiktaş’ın deplasman maçlarını ve ligde üst sıralarda yer alan takımlarla oynadığı maçları kazanamadığı gerçeği de var. Galatasaray’ın puan kaybettiği bir hafta Konyaspor deplasmanında oynarken maçı kazanmak adına futbolcuların kendini parçalamaması da bana garip geliyor, bu hem Beşiktaş hem Fenerbahçe için geçerli ama iki takımın da futbolcuları özellikle deplasman maçlarında “kazanmasak da olur” havasında oynuyorlar.
.
Ve Fenerbahçe.. Konu Fenerbahçe olunca hele ki dünün Fenerbahçe’si olunca kadrodan, taktikten, dizilişten ya da rezil hakemden, futbolla alakası olmayan stadyumdan, fırtınadan bahsetmenin hiç anlamı yok. Sahada ancak son dakikada Tijukuzu Fenerbahçe ile dalga geçince onur gurur gibi değerleri hatırlayan futbolcular, kenarda rakip 10 kişiyken ve fırtına şeklinde esen rüzgarı arkasına almışken sadece duran top kullansa bile yetecek Alex ve Güiza’yı oyundan çıkaran bir teknik direktör, ikinci golü yedikten sonra takımını sahada bırakıp kulübeden soyunma odasına giden bir kaptan, tepede futbolu futboldan anlayanlara bırakmamakta ısrar ederek tarihinde bu kulübe kimsenin yapmadığı büyüklükteki hizmetlerinin görmezden gelinmesine yol açan bir başkan, tribünde istifa diye bağırabilmek için taraftarı olduğu takımın yenilmesini haftalarca bekleyen çakallar ve iki farkla gerideyken “üç, üç” diye bağıran taraftarlar varken teknik taktik konuşsak ne fark eder ki? Her zaman bardağın dolu tarafını görmeye çalışan ben bile artık olumlu bir şey göremiyorum. Mucizevi bir gelişme olmadığı takdirde toparlanmak ve şampiyonlukta iddialı olmak çok zor. Ayağa kalkılacaksa herkes durup bir düşünecek ve ayağa hep beraber kalkacak. Bazı şeyleri kimse tek başına kurtaramaz, bir şeyler başarılacaksa bunu başta taraftar olmak üzere tüm camia başaracak.
.
Takdir edilecek iki takım Sivasspor ve Trabzonspor emin adımlarla hedeflerine doğru ilerliyorlar. Bu üç takımdan en büyük farkları bu hedefe camia olarak tek vücut halinde yürümeleri. Sivasspor rahat kazandı, Trabzonspor ise bence hakemin de skora etki ettiği maçta kötü oynamasına rağmen üç puanı aldı. Bu iki takımın sahadaki duruşları, iştahları, futbolcuların yüz ifadeleri bile kimin neyi ne kadar istediğini çok iyi anlatıyor. Şampiyonluk da kimsenin kucağına düşmüyor, yukarıda bir yerde duruyor ve gidip almak gerekiyor. Umarım bu sene şampiyonluğu bekleyenlerden biri değil de şampiyonluğu almaya çalışanlardan biri hedefine ulaşır.

7 Şubat 2009 Cumartesi

"Kaptan" #6


"Sporun kalbinde her zaman bazı insani değerler olmalı. Çocuklara öğretmek zorunda olduğumuz şey de budur."

.Javier Adelmar Zanetti
F.C. Internazionale / 1995
622 maç / 19 gol
.
.

6 Şubat 2009 Cuma

Orada neler oluyor?


Bir anda ortaya darbe planı yapmış paşalar gibi çıktılar ve Beşiktaş’lıları umutlandırdılar. Dün Erol Kaynar ise planladıkları buluşmayı ertelediklerini açıkladı, sebep de basit bir öğle yemeğinin yakışık olmayan noktalara çekiliyor olmasıymış. Açıkçası ben çok fazla bir şey beklemiyordum, en fazla yemek sonrası “şampiyonluk yolunda mücadelesine devam eden Beşiktaşımız için birlik beraberlik en hayırlısı olacaktır.” gibilerinden bir şeyler çıkacağını düşünüyordum. İlk sızdırılan isimler ile dün açıklama geçen isimler arasında en çok dikkat çeken eksikler Süleyman Seba ve Rahmi Koç. Buluşmayı basına sızdırmalarının amacı neydi onu da anlamadım, aslında belki bir buluşma hiç olmayacaktı. Belki de sadece biz buradayız demek ve arkalarındaki desteğe bir bakmak ya da Beşiktaş’da muhalefetin olabileceğini gösterip, o muhalefete destek olup olmadığını görmek istediler.

Ben çok bir şey anlamadım. Çevremde, bloglarda ya da forumlarda bu olanlar hakkında altı dolu fikirler de görmedim. Beşiktaş’ın Mali Genel Kurulu 8 Şubat tarihinde Lütfi Kırdar’da yapılacak. Çoğunluk sağlanamazsa ki büyük ihtimalle sağlanamayacak, ikinci ve son toplantı, çoğunluk aramadan 15 Şubat’da düzenlenecek. Belki o gün bir şeyler açığa çıkar. Açıkçası ben bile 15 Şubat’da bir şeyler olup olmayacağını merak ediyorum ama bir yandan her şeye rağmen Genel Kurulda yönetimin ibra edileceğini hissediyorum..

***

"Tüm Beşiktaşlılık duygularımızla düzenlediğimiz bir öğle yemeğinin, yakışık olmayan noktalara çekiliyor olması hepimizi derinden üzmüştür. Çok saygın Beşiktaşlıların bulunacağı bir ortamda, aslı olmayan söylentiler toplantının amacını farklı yönlere taşımaya başlamıştır. Bu sebepten dolayı toplantıyı ileri biri tarihe ertelediğimizi saygılarımızla duyururuz.

Katılımcılar: Hikmet Çetin, Serdar Bilgili, Tuncay Özilhan, Yalçın Sabancı, Ömer Sabancı, Mehmet Kazancı, Recep Yazıcı, Zafer Yıldırım, Cengiz Kaptanoğlu, Nevzat Demir, Hasan Arat, Fikret Orman, Erol Kaynar, Affan Keçeci, Hüsnü Güreli"

Tv'de Futbol / 6-8 Şubat

.
6 Şubat Cuma
20:00 Trabzonspor - Ankaragücü / Lig Tv
21:30 Arminia Bielefeld - Hertha Berlin / Kanal 24
23:00 Atletico Tigre - San Lorenzo / Ntv Spor
.
7 Şubat Cumartesi
14:45 Manchester City - Middlesbrough / Spormax
15:00 Sivasspor - Kocaelispor / Lig Tv
16:30 Schalke - Werder Bremen / Kanal 24
17:00 Chelsea - Hull City / Spormax
19:00 Galatasaray - Kayserispor / Lig Tv
19:00 Lecce - Inter / Ntv Spor
19:30 Portsmouth - Liverpool / Spormax
20:00 Nantes - PSG / Kanal A
21:00 Real Madrid - Racing Santander / Ntv Spor
21:30 Milan - Reggina / Ntv
22:00 Lille - Sochaux / Kanal A
.
8 Şubat Pazar
15:00 Konyaspor - Beşiktaş / Lig Tv
15:30 Tottenham - Arsenal / Spormax
16:00 Roma - Genoa Ntv Spor
18:00 Nice - Lyon / Kanal 24
18:00 West Ham - Manchester United / Spormax
18.00 Bayern Münih - Borussia Dortmund / Kanal 24
19:00 Istanbul Belediye - Fenerbahce / Lig Tv
20:00 Barcelona - Sporting Gijon / Ntv Spor
21:45 Porto - Benfica / Spormax
22:00 Marseille - Bordeaux / Kanal 24

R.I.P. Busby Babes

.
.
6 Şubat 1958 - 6 Şubat 2009
www.manutd.com

100. Yıl Formaları

.
Beşiktaş’ın 100. yıl formasının üzerinde 700 civarında, Beşiktaş’da forma giyen, Beşiktaş’a katkısı olan futbolcuların ismi yazılıydı. Klasik formayı o isimler siyah-beyaz-gri renkler ile oluşturmuşlardı. Ben beğenmiştim, bence çok anlamlıydı.
.
Fenerbahçe forması ise çift taraflıydı, klasik çubuklu olan tarafta reklam yoktu ve sadece iki logodan oluşuyordu. Bu taraf Adidas’ın klasik üç çizgisini kullanmadığı 2-3 tasarımdan biriydi. Altın sarısı tarafta olan kolaj ise Fenerbahçe tarihinden belirli anlar yani stadın ilk ve son hali, kurucular, eski oyuncular, Atatürk’ün anı defterine yazdığı yazı ve bir fotoğrafı, şehit futbolcular, Lefter, Can Bartu, Alex, Rıdvan, Cemil, Zeki Rıza, Basri, şampiyonluk sevinçleri, tribün görüntülerine kadar geniş bir yelpaze vardı ve bence çok güzel bir çalışmaydı.
.
Galatasaray’ın 100. yıl forması ise klasik parçalıydı. Yanılmıyorsam formanın ortasındaki büyük logonun orta boşluğunda ilk futbol takımının resmi vardı ve logoyu tuğla duvar gibi gösteren çizgilerin arasında da o kadrodan bazı isimler ile Galatasaray’ın şampiyon olduğu yıllar yazıyordu. Sanırım formayı Galatasaray taraftarları bile çok beğenmemişti, Avea logosunun Galatasaray logosu üzerinde durması en çok eleştirilern noktaydı.
.
Bir arkadaşla aramızda geçmişti bu sohbet, üç büyüklerin 100. yıl formalarından en güzeli hangisi tartışılır ama üç formanın da camiaların mantalitesini, kulübe bakış açılarını ve en önemli değerlerini gösterdiğini düşünüyorum. Beşiktaş’da kulübe emek verenler, Fenerbahçe’nin tarihi ve Galatasaray’ın başarıları..

Fortis Türkiye Kupası / Yarı Final


Dün akşam oynanan Bursaspor-Fenerbahçe maçı ile Fortis Türkiye Kupasının anlamsız, saçma ve sıkıcı bölümü bitti ve yarı finale çıkan takımlar belli oldu. Fenerbahçe maça daha derli toplu bir görüntüyle iyi başladı ve Alex'in güzel kontrolü sonrası yaptığı harika aşırtma ile öne geçti, iki dakika sonra ise yine Alex yine güzel bir aşırtma ile farkı ikiye çıkardı. Alex kendi gibi oynadığı zaman, bir şeyleri değiştirmek istediği zaman Fenerbahçe'yi bir gömlek yukarı çıkartıyor. Dün gösterdiği performans geri dönüş mü yoksa tek maçlık bir gösteri mi göreceğiz ama ben geri döndüğünü hissediyorum. Bu iki golden sonra maçın geri kalanında Güiza'nın gol atması dışında çok da ilginç bir şey olmadı. Bursaspor taraftarı da bir önceki gün gördükleri İnönü performansının etkisi altında mı kaldılar bilmiyorum ama dün özellikle 3-0 olduktan sonra iyice coştular.

Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivasspor ve Ankaraspor 18 Şubat'da yapılacak kura çekimi ile eşleşecekler. Bir şekilde bu iki takımı yarı finalde eşleştirmeyecekler gibi geliyor ama ben yarı finalde Fenerbahçe-Beşiktaş eşleşmesini istiyorum. Hem fazladan iki derbi daha izleriz hem de finale bir Anadolu kulübü çıkmış olur.

5 Şubat 2009 Perşembe

Beşiktaş 3-1 Antalyaspor


Fortis Türkiye Kupası maçları hakkında uzun uzun konuşmama gerek yok ama dün bu maçı tribünden izlediğim için bloga not düşeyim istedim.

Antalyaspor normal olarak Süper Lige tutunmaya öncelik vermiş ve ideal 11'inden 7 kişiyi oynatmıyordu. Maçın ilk dakikalarında Bobo Antalyaspor'a bu sezon attığı 5. golü penaltı ile bulunca maç iyice antreman maçına döndü, ben de daha çok Ernst'i izledim. İlk maç üzerine yorum yapılmaz dedikten sonra araya yorum sıkıştırmayacağım, adam İstanbul'a ayak basmasının üzerinden 2 gün geçmeden maça çıktı. Erkan daha uzun süredir takımla birlikte, dün de beğenenler oldu ama ben olsam bir şey beklemezdim. Birkaç güzel iş yaptı gibi ama dün oynanan maç seviyesinde onları yapmazsa ayıp olurdu. Bu iki isim ve tribün dışında aklımda kalanlar ise Bobo'nun iyi oyunu ile "Messi" Serdar'ın güzel golüydü.

Ben dün çok eğlendim ve keyif aldım. Tribünler 1. devre tezahuratlarıyla beni sıksa da özellikle 2. devre bir kupa maçında görmeye alışık olmadığımız şekilde çok iyiydi. Son dakikalara doğru ise maçın adamı seçtikleri İbrahim Üzülmez ile beraber güzel eğlendiler. Yaklaşık iki sene sonra gol atan eski kaptan kendisinden beklenmeyen güzel bir hareket yaptığında tribünlerden "oooo" sesi yerine coşkulu bir kahkaha uğultusu çıkıyor. Maçına göre tepkinin de en büyüğünü alan İbrahim Üzülmez ile tribünün ilişkisi gerçekten ilginç. Bir anda çıkan "İbo doğruyu söyle, İbo doğruyu söyle, bugün ne içtin, bugün ne içtin" ve "Ne içtinse söyle biz de içelim" tezahuratları ve sahada Üzülmez'in artık kendini tutamayıp gülmesi bende bu maçın İnönü hatırası oldu. Fakat şöyle de bir şey var, Beşiktaş bu maç İbrahim Üzülmez'e yapılan tezahuratın ve ceza sahası civarında 1-2 riskli iş yapan Gökhan Zan'ın alkışlanmasının bedelini çok ağır ödeyebilir.

Fortis Türkiye Kupasının anlamsız, saçma ve sıkıcı bölümünü Beşiktaş da bitirdi. Bu akşam oynanacak Bursaspor-Fenerbahçe maçından sonra bu kupa biraz daha fazla şeyler ifade etmeye başlayacak.

Ümit Kayıhan Lig Tv'ye, Denizlispor Kümeye


.
Sen 8 yıldır formanı giyen, efsaneleşmiş, kulübünün bayrak adamı olmuş emektarını yeni atadığın teknik direktörünün isteği ile gönderirsen, üzerinden daha 10 gün geçmeden de 0 teknik direktörle yollarını ayırırsan ben de Denizlispor'un küme düşmesini canı gönülden isterim.
.
Bu söyleyeceğime ben bile inanmıyorum ama Ümit Kayıhan da umarım bir daha teknik direktörlük yapma şansı bulamaz. Türk futbolu bu model adamlardan kurtulabilirse çok rahatlayacak.

Mateja Kezman


Belki de düşüşte olan kariyerini tekrar yukarılara çıkarmak için geldiği Fenerbahçe'de ona başta taraftar olmak üzere tüm camia normalden de fazla sabır gösterdi ama yine de olmadı. İyi bir repütasyonu varmış ki buna rağmen PSG kendisine talip oldu ve bir umut oraya gitti. Hoarau da o forma altında iyi iş yapması şanssızlığı oldu, oynadığı maçları da iyi değerlendiremedi.

En son Ajaccio'ya karşı iki gol atınca kendine geldiği ve aynen devam edeceği yönünde demeçleri çıkmıştı ama dün Bordeaux ile sahalarında oynadıkları ve 3-0 kaybedip Fransa Kupasına veda ettikleri maçta oyundan çıkarken sinirlenip formasını sahanın ortasına atmış ve soyunma odasına gitmiş. Maç sonrası bizlerin zamanında çok sık duyduğu "Başarılı olmak istiyorum, ama istediğim performansı gösteremiyorum. Benim kariyerim belli, PSG taraftarları yüzde yüz randımanlı Kezman’ı daha sahada göremedi. Onlara daha iyi oynayacağım konusunda söz veriyorum" açıklamasından da yapmış ama ben bu saatten sonra Kezman için tekrar Hollanda'ya dönmekten daha hayırlı bir yol göremiyorum.

Everton 1-0 Liverpool


Ne yazık ki maçın son 15-20 dakikası ile uzatmaları izleyebildim. Gerrard'ın henüz ilk devrede sakatlandığını öğrendiğim anda da Lucas'ın kırmızı kartı geldi. Everton 10 kişi kalan Liverpool'u maçın son 10 dakikasında iyi bunalttı, bu baskı ilk uzatma devresinde de devam etti ama gol gelmedi. İkinci uzatma devresi nispeten daha sakin geçiyordu ama 118.de bir yan top sonrasında Everton golü buldu.

Golü atan isim Dan Gosling ve bu oyuncunun doğum tarihi 2 Şubat 1990. Golün videosu henüz çok yere düşmemiş, ben burada bulabildim. Top Skrtel'e de bir ufak çarpıyor ama yine de harika bir gol.

4 Şubat 2009 Çarşamba

Merseyside Derby


Everton - Liverpool
FA Cup 4th Round 2nd Match
22:10 @ Ntv Spor

3 Şubat 2009 Salı

Sivasspor Yarı Finalde


Maça ufak ufak netten baktım, tabii ki bir yorum yapamam ama her şeye rağmen kim ne derse desin gönülden söyleyebileceğim tek bir şey var;
.
Sivasspor'a helal olsun.

Transfer Trafiği

İngiltere'de transferin son günü trafik fazlasıyla arttı. Söylentileri olan ama bir türlü kesinlik kazanamayan transferler ardı ardına açıklandı. Bunların arasında en sona kalan ve en dikkat çekeni tabii ki Arshavin.
.
İngiliz medyası bir yana blog alemini bile uzun zamandır bir sağa bir sola yatıran bu transfer hikayesi en sonunda son buldu ve Arshavin Arsenal'e transfer oldu, bahsedilen rakam 15 milyon £. Arsene Wenger Aston Villa'nın da gerisine düşünce kesenin ağzını mecburen açmış. 27 yaşında ülke dışına ilk kez çıkmak Arshavin için bir avantaj mı olacak dezavantaj mı göreceğiz.


Defoe'dan sonra Robbie Keane de Tottenham'a geri döndü, hatta Londra kulübünün Chimbonda'yı da geri aldığı söyleniyor. Defoe'nun uzun süreli sakatlığı ve Keane'nin Liverpool'da gözden iyice düşmesi bu transferi kaçınılmaz hale getirdi ve Liverpool kesin olmasa da büyük bir ihtimalle aldığı paranın oldukça altına Keane'i elden çıkardı. Tottenham bu isimler dışında Wigan'dan Palacios'u da kadrosuna kattı.
.
Manchester City transferde son isim olarak Given'i seçti ve 12 yıldır Newcastle forması giyen kaleci ile 4,5 yıllık sözleşme imzaladı. Sezon başında büyük umutlar ve ciddi paralarla Rusya'dan getirdiği Jo'yu ise Everton'a kiraladı. Bir diğer dikkat çeken transfer ise Newcastle'lı N'Zogbia'nın Wigan'a transferi oldu. Kadrosundan iki isim kaybeden Newcastle ise sadece Wigan'dan Ryan Taylor takviyesini yapabildi.
.
Yılın bidonu Quaresma da son gün kiralık olarak Chelsea'ye gitti. Alışılmadık bir şekilde transfer dönemini sessiz geçirmek zorunda kalan Chelsea Joe Cole'un sakatlığından sonra biraz da mecburen en azından Quaresma takviyesini yaptı. Portekizli bu sefer bir şeyler başarabilir gibime geliyor.

Bunların dışında Portsmouth Gekas ve Basinas'ı aldı, Fulham Inter'den Dacourt'u kiraladı. İngiltere dışında iki transfer haberi de Almanya'dan var, Tymoschuk sezon sonu Bayern Münih'e geliyor. Charisteas ise Leverkusen ile anlaştı.

Willy Sagnol

...

Amauri: Italia? No, grazie.


Dunga sakatlanan Luiz Fabiano yerine kadroya almıştı O'nu, ama Juventus'un yollamama şansı vardı ve kullandılar. Bir anda gündeme karısı İtalyan olan Amauri'nin milli takıma seçilme ihtimali düştü. Cevap gelmiş sonunda. Juventus formasıyla iyi giderdi halbuki aksi bir karar.

2 Şubat 2009 Pazartesi

Michael Phelps

Mustafa'lı Beşiktaş 2




Hoca ilk göreve geldiği dönemde kısa bir taktik analiz yapmaya çalışmıştım blog'da. O zamandan bu zamana neler değişti bakmaya çalışalım.

1- Ekrem Dağ
İki kanadı da ofansif/defansif verimli kullanıyor. Tribünlerin, taraftarın şu aralar en çok sevdiği adam sanırım. Bu sezonun piyangosu. Şu an itibariyle sol beke ilaç olmuş durumda.

2- Nobre/Bobo olayı
Nobre çok formda Bobo kayip iken mantıklıydı Mert'in oynaması. Şimdi TC vatandaşı kontenjanından oynuyor Nobre. (Bu olayın doğrusu Federasyon saçma sapan tanıdığı bazı yerli statülerini kaldırması olurdu ama olacağı yok tabi. Gökçek Vederson'la Mert Nobre nereye Türk hala anlayamıyorum. Hani 5 sene dolunca verilene bu kadar itiraz etmiyorum ama neyse) İkisinin bir arada oynaması da bir çözüm elbet ama bir yandan Holosko, öte yandan Delgado olunca zor tabi.



3- Gökhan-Toraman tandeminin önlenemeyen dönüşü
Hem aldıkları kartlar, hem de ön liberoya yamanmaları sebebiyle Sivok ve Zapo ikilisi çaktırmadan kartal görünümlü şahin tandeme bıraktı yerini. Hele hele büyük maçlarda ne yapar ne eder iki yabancıyı koyarım defansın göbeğine ben olsam.

4- Ernst, Yusuf ve Erkan transferleri.
Cisse iki sezondur istikrarsız, mutsuz, demotive filan, böyle sanki Kleberson, Yasin, Amaral, Ahmed Hassan. Arada çıkıp önemli goller atıyor, bir-iki maç kitap gibi oynuyor, sonra yine aynı nakarat, 10 üzerinden 6 maçların %90'ında. Nedir kardeşim Beşiktaş'ın ortasındaki bu gelenek? Gözler Tayfur-Giunti ikilisini arar durur. Ernst Cisse'ye göre daha çok top çalan tipte bir oyuncu, daha iyi bilenlerin analizleriyle (Borges gibi ) kendi hafızamızı topladığımızda önemli bir oyuncu olacak Beşiktaş için diye düşünüyoruz. Cisse oturacak büyük ihtimal, yabancı sayısı problem olmasa ikisi bir arada fena olmaz aslında. Yusuf ise Delgado'ya alternatif olarak belli bir anlam teşkil etse de Delgado olmadığı zamanlarda 10 numarasız oynasa Beşiktaş ne kazanır ne kaybederdi diye iyi düşünmek lazım. Bobo-Nobre ikilisi kanatlarda Holosko ve Tello'yla nasıl olurdu acaba, aklıma gelen ilk örnek. Erkan Zengin isimli arkadaşı ise hiç tanımıyorum, ekleyecek birşeyim yok, ola ki bir piyango daha çıkarsa Ekrem'den sonra ne ala.

Gel gelelim dizilişe. Sezon başından bu yana Beşiktaş 2'li, 3'lü ve 4'lü defanslar kurdu. Bu da sistemin sistemsizlik olduğu anlamına geliyor. Aynı maç içerisinde de bu geçişler yapılıyor. Son dönemde Galatasaray da maçlarını biraz 442 biraz 352 oynamakta, periyod periyod kaymalar yapılıyor. Beşiktaş'ta da bazen sakatlık, bazen ceza, bazen de Mustafa Hoca bozup bozup yeniden kurdurtuyor defansı. Yine de şu an itibariyle bir denge yakalanmış gibi. İki açıklı veya iki santrforlu iki ideal dizilişi var Kartal'ın. İkisinde de bekler ileri çıkacak, ön libero defansı 3'leyecek gerektiğinde. Yani bekleri ve ön liberoyu ne defans ne de or taha olarak görebiliriz tam anlamda. Yani Beşiktaş'ı geriden 2-3 diye sayarak başlamak lazım.
Stoper - Stoper
Bek........ÖnL.........Bek
Orta saha ve ileride verilen kararlar yukarıdaki şemanın yerlerini belirliyor. Örneğin 2 santrfor demek ön liberonun daha çok defansa yakın oynaması beklerin daha çok ileri çıkarak hücuma kanat desteği vermesi demek oluyor, sonucu de 352/262 arası birşey, rakibin hücumcu sayısına bağlı olarak. Kanatların hem defansif hem de ofansif olarak çok yetersiz kaldığından neredeyse bütün takımların vazgeçtiği bir plan bu da. 352'den çok 532 oynatan kontratak takımları var mesela İtalya'da, onlar için anlamlı belki ama mesela en son hangi sezon Milan 3'lü oynamıştır söyleyeyim, Baresi'nin son senesi. İki santrfor artı 10 numara nasıl oynardı Beşiktaş? İç oyuncuları buna göre olsaydı belki, bu da bir değil iki tane oyunu çift yönlü oynayabilen adam demek, var mı? Yok. O zaman Delgado veya Yusuf'suz, düz İngiliz 442'si çift santrfor için son olanak, ama 7.5 Milyon Avro ve her ihtimale Kadıköy Yusuf transferleri böyle bir plan olmadığını gösteriyor bizlere.

Daha çok görülmek istenen, daha dengeli sistem ise tek santrforlu olanı. Bu modern 433 taktiğidir ama 451 attacking olarak bilir eski CM/FMciler. Buna göre yukarıdaki bekler de ön libero da hücum/defans dengesini optimize eder, takım en azından bir adet yaratıcı tek yönlü orta saha oyuncusunu tolere eder, toplu hücum, toplu savunma anlayışına da birebirdir. Velhasıl,
Çift yönlü orta saha
Sağ açık....................10....................Sol açık
Santrfor
şeklinde dizilinir. Aaa Ertuğrul Sağlam, yaa değil mi? Noat Samisa başta olmak üzere birçok aklı başında kişi aylardır bunu söylüyordu, hatta Ertuğrul Hoca bu sisteme gelmeden önce de bunu söyleyenler çoktu. Alex ve Fenerbahçe'dir bu sistemin Türkiye distribütörü. Açıklar kanattan etkili oldukları kadar ceza sahası içine de girip tehlikeli olursa, arka direkte kafa vurursa işlemesi daha kolay olur. Holosko ve Tello'da bu özellikler mevcut. Buna göre (Ernst transferinin resmileştiğini varsayarak) Beşiktaş'ı şampiyonluk yarışında taşıması gereken diziliş aşağıda:

Rüştü
Serdar - Sivok(Zapo*) - İbrahim(Gökhan) - Ekrem
Ernst
Uğur(Cisse*).....................
............Delgado
Holosko................................................Tello
Bobo(Nobre)


Son olarak Mustafa Denizli hala çok top şişirtiyor ileriye, tüm kariyeriyle aynı çizgide. Ben bu konuda fanatik değilim. Hakan Şükür'e şişirilen toplarla Türk futbolu 6. torbalardan 2. torbalara çıktı, hepsine şahidim. Ama rakipler bizden güçlüyken anlamlı olan birşeydi öncelikle, bunu mutlaka koymak lazım bir kenara. 541'ler oynadığımız dönemlerdi. Gene kullanılır, nasıl kullanıldığına bağlı. İtalya 2006'da kupayı kaldırırken Lippi-Pirlo-Toni üçlüsünün rakiplere nasıl eziyet ettiğine bakarsak uzun topun futbolda henüz tamamen bitmediğini görürüz. Özellikle en uzaktaki 20 metreye topu taca atıp rakip sahaya yerleşip pres yapmak tümden şerefsizve kolay bir baskı modeli. Ama geçerli. Yine de bunun bir ortası olur. Nobre'ye salla, indirsin, şut çek diye bir taktiği TSL'de, hem de küçük takımlara karşı kullanmasak artık, ayıp oluyor yahu. Şaka bir yana verimliliği ve zenginliği de çok tartışılır bir uygulama, defansın da işine geliyor, kendin ritm de yakalayamıyorsun. Pas hocam pas!

Umarım Beşiktaşlı arkadaşlar "bir sen eksiktin" demiyor yazılarımı okuyorlardır.

Avrupa'da Hafta Sonu


Hem özel işlerden hem de Pazar gün maçların çakışmasından dolayı bu hafta fazla bir şey izleyemedim. İtalya’da hafta sonu sürprizler vardı. Juventus sahasında Cagliari’ye 3-2 kaybetti ama Inter de evinde Torino’yu yenemeyince puan farkını dokuza çıkartamadı. İki rakibin kayıplarını Milan iyi değerlendirdi, Lazio deplasmanında rahat bir galibiyet aldı ve Juventus’un üzerine çıkarak Inter’in altı puan gerisine yerleşti. Inter’de işler iyi gitmiyor, Mourinho’nun mutsuz ve huzursuz olduğu her halinden belli. Yine de İtalya’da şampiyonluğu bırakmayacakların düşünüyorum ama bu haldeyken Şampiyonlar Liginde United’ı elemeleri çok zor.

Liverpool üç hafta üst üste berabere kaldıktan sonra fişi her an çekebileceğini düşünüyorduk ama Chelsea’yi yenerek zirveden düşerken tekrar tutundular. Maçın 2. yarısını izleyebildim, Lampard’ın kırmızı kartı bence ağır ve bu karttan sonra oyun tamamen Chelsea yarı sahasına yığıldı. Gerçi istatistiklere bakınca bu karttan önce de Liverpool’un daha üstün olduğunu çıkartıyoruz ama Lampard oyunda kalsaydı maç ne olurdu bilinmez. Yine de çok iyi dayandıkları maçın son dakikasında sağ kanatlarında bir açık verdiler ve Torres’in ön direğe yaptığı güzel koşu sonunda vurduğu kafaya engel olamadılar. Ashley Cole’ün hatası sonrasında da ikinci golü yediler. Liverpool’un şampiyonluk şansı ne yazık ki hala yüksek değil, umarım beni yanıltırlar. Arsenal yine berabere kaldı, artık onlar için hedef ilk dörde tutunmak. Manchester United ise Everton’ı penaltı ile geçti. Van Der Saar gol yememeye devam ediyor, sırada dünya rekoru var.

La liga’da artık tek heyecan Barcelona’nın kıracağı rekorlar ve yapacaklarından ibaret. Bir süredir devam eden 5000. gol tantanası da Messi ile son buldu. Penaltıdan yedikleri golle yenik duruma düşen Barcelona’da Messi oyuna 61. dakikada girdi ve attığı iki golle üç puanı getirdi. Real Madrid de Ramos ile birlikte yakaladığı galibiyet serisine devam ediyor. Schuster kalsaydı şüphe duyacağımız lig ikinciliğine yerleştiler ve muhtemelen ligi de orada bitirecekler. Bu hafta Barcelona’nın 5000. golü dışında bir de Raul heyecanı vardı, o da Numancia karşısında takımının ilk golünü atarak Real Madrid formasıyla bulduğu gol sayısını 307’ye çıkardı ve efsane Di Stefano’yu yakaladı.

TSL 18. hafta


Henüz maçların tamamını görmedim ama bu hafta çok güzel goller atıldı. Alex, Tello, Nonda,Gökhan ve hatta Umut’un attığı goller harikaydı. Fenerbahçe sahasında iki puan daha bırakırken Trabzonspor, Galatasaray ve Beşiktaş Sivasspor’un da iki puan kaybettiği haftayı karlı kapattılar.

Gaziantepspor Fenerbahçe’yi Trabzonspor’dan da daha fazla hırpaladı, golü bulduktan sonraki dakikalar hariç maçın tamamında topa hakim oldular. Hem önde bastılar hem de topu kazandıktan sonra çok zor kaybettiler. Tabata’nın çok iyi oyuncu olduğunu söyleyen cümleler artık klasik olmuştu ama dün benim gözümde iyice yükseldi. Adam top kaybetmiyor, inanılmaz bir görüşü var ve tam bir oyun lideri. Murat Ceylan ve Hakan Bayraktar da onu iyi destekleyip pas trafiğine ortak olunca Fenerbahçe’yi çok zor durumlara düşürdüler.

Fenerbahçe’li futbolcularda inanılmaz bir form düşüklüğü var. Takım düzenindeki, sistemdeki, oyuncu tercihlerindeki yanlışlardan önce bunu da görmek lazım. Deivid tanınmayacak derecede kötüydü, kaç top kaybı yaptığını bilmiyorum. Alex, Uğur diye devam etmek yerine iyileri söylemek daha kolay çünkü Emre, Roberto Carlos ve biraz da Lugano haricinde sahada vasata yaklaşan biri bile yoktu. Güiza ilk devre de gol atamıyordu ama gol atmak dışında çok şeyi de iyi yapıyordu. Şimdi ise hem fizik hem de psikolojik olarak dibe vurmuş durumda ve onda daha fazla ısrar etmenin bir anlamı yok. İlla oynayacaksa da tek forvet oynamaktan vazgeçmek lazım çünkü o şekilde işi iyice zorlaşıyor. Emre her geçen gün daha fazla katkı yapmaya başlamışken kanatlardan vazgeçip Selçuk-Emre-Uğur Boral’lı bir orta saha kurulabilir, önlerinde Alex’in olduğu bir 4-3-1-2 denenebilir ama tek forvet oynanacaksa bu takımın forveti Semih Şentürk olacaktır, olmalıdır. Aragones dün Güiza’yı tek başına sahaya sürerek benim gözümde ilk defa ciddi kredi kaybetti.

Fenerbahçe’nin şampiyon olması bu şartlar altında mucizevi değişiklikler olmadığı sürece imkansız gibi. Bunu sadece futbol açısından da söylemiyorum, takımdaki, kulüpteki ortam bana bunu düşündürüyor. Zaten futbol takımının eksikleri, yetersizlikleri varken ve ekstra şeylerin itmesine ihtiyaç duyulurken bu itmeyi yapabilecek tek güç olan tribünlerde takımın puan kaybetmesini bekleyen ve isteyen, oyuncusundan nefret eden ve küfür edebilmek için fırsat kollayanların sayısı hiç az değil. Başarılar camia olarak, bir bütün olarak kazanılıyor ve bu sevgisiz ortamda başarının gelmesi çok zor.

Beşiktaş geçtiğimiz hafta olduğu gibi iyi oynamadan ve çok pozisyona giremeden kazandı. Yabancı kontenjanı rahat olmasına rağmen Bobo ve Holosko kenardaydı ki bir iç saha maçında bu iki isimden en azından biri oynayabilirdi. Tribünler daha ilk devre Bobo’yu istedi ve Nobre’nin oyundan biraz küskün çıkmasına sebep oldu ama bu isteklerinin çok sık gerçekleşeceğinden emin değilim çünkü yabancı kontenjanında yaşanan sıkıntıda Nobre dolayısıyla kenarda oturacak iki isimden biri için en çok öne çıkan isim Bobo. Beşiktaş sakat ve cezalı oyuncularına kavuştuğunda sahaya çıkacak takımı çok merak ediyorum. Maç hakkında söylenecek fazla bir şey yok, ben keyif almadan izledim. Beşiktaş rahat başlayan fikstürü iyi değerlendirdi ve iki maçtan altı puan çıkartarak rakiplerine yaklaştı. Şimdi üç zor maç geliyor, deplasmanda Konyaspor, içeride Trabzonspor ve yine deplasmanda Gaziantepspor. Bu üç maçta gördüklerimiz Beşikaş’ın şampiyonluk şansını daha iyi gösterecek.

Galatasaray, Sivasspor ve Trabzonspor maçlarını yarım gözle izleyebildim, bu yüzden çok fazla yorum yapamayacağım ama Trabzonspor çok kararlı adımlarla hedefe ilerliyor. Haftaya Ankaragücü’nü rahat yenerler diye düşünüyorum, daha sonra deplasmanda oynayacakları Beşiktaş maçından iyi bir sonuç alırlarsa şampiyonluk şansları hiç beklemediğim kadar artacak.