11 Ekim 2009 Pazar

Vasat bir takım mıyız? Evet. Şaşırmalı mıyız peki?



Belki yeterince futbol izlemediğimiz için. Çok sert bir giriş oldu değil mi? Biz de futbol izlemiyorsak yeterince kim ne yapsın? Türkiye'deki kadar şifresiz futbol yayınlanan kaç ülke vardır ki? Bütün ligler önümüzde. İddaa yüzünden cayır cayır takip edilen komik ligler, takımlar bir yana, önemli liglerin önemli maçlarını kumar harici de seyreden ciddi bir insan topluluğu olduğunu düşünüyorum. Ve evet, hakikaten futbolla yatıp kalkan bir toplumuz. Geyiğiyle desek belki daha doğru olur, neyse. Konuşmasını, atıp tutmasını seviyoruz, bloglar kuruyoruz, sms gönderiyoruz saçma sapan proglarımın altında ticker box'tan geçsin diye. Beden derslerinden önce birbirimize giriyoruz şu şöyledir bu böyledir diye. Tost yaptırdığımız amcayla ayak üstü iki yönlü orta saha oyuncusu muhabbeti yapıyoruz.

Belki yeterince futbol oynamadığımız için. Yuh. Bütün o sokaklar, halı sahalar, okul bahçelerinde ne oynanıyor peki, kriket değil heralde. Gazete kağıtlarını sıkıştırıp koli bandıyla top haline getirip salonda cam çerçeve indiren bizim çocukluklarımız değil miydi? İki metrekare çim görünce 50 yaşındaki abilerimiz hemen rövaşata çekmiyor mu? Kaçan topun arkasından "abi top top aabi topu atsana" çağrısına cevap veren abi, ayağındaki mokasenleri unutup da, topu yan bahçeye ayakkabısının sağını da üçüncü kata fırlatmıyor mu heyecandan? Veya bir diğer abi yoldan geçerken "at bakıyım bi, at göğsüme" diye eliyle göğsüne pıt pıt vurup, atılan topu düzeltip müthiş bir ilk dokunuşun ardından İlhan Mansız hareketi yapmıyor mu, elindeki yoğurt, ekmek ve cola şişesi olan torbayla?

Hani diyeceğim ki, nizami futbol sahasında oynama şansını çok azımız buluyor, futbolun takım sporu olmasıyla alakalı tecrübemiz az. Antrenmanından, saha içi organizasyonundan uzağız. Tamam ama bu mesleğin içinden gelen yorumculara ne diyebiliriz ki? Kamuoyuna yön veren bu tecrübeli abiler hergün başka yorum yapabiliyorlar zaten. Aslında sadece talep ediyorlar onlar, veya hesap soruyorlar kabaca özetlersek. Taraftar gibi.

Peki bütün bunları neden yazdım? Milli takımın durumu çok konuşulacak şimdi. Fatih Terim'in gitmesi gerektiği konuşulacakı, gerek kalmadı, kimin gelmesi gerektiği konuşulacak. Del Bosque'nin yaka paça kovulup Rıza Çalımbay'a görev verilen bir ülkedeyiz öte yandan. Neyse kötü örnek emsal değildir diyelim buna geçelim. Bu elemelerde aldığımız sonuçlar sağlam bir tokattır hepimize. Ama sanki ihtiyacımız vardı be dostlar. Euro 08 yarı finalinin etkisi anca dağıldı. O turnuvaydı ki son maça kadar hiç beğenmedim, Almanya maçında şaşkına döndüm sadece. Bir kez ve sadece elenirken top oynamıştı takımımız. İsviçre maçından önce bile galibiyet beklemiyordum oysa. 4-3-3 oynayacağımızı duyurdulardı turnuva öncesi. Hangi santrforla? Nihat. Anca belki Semih'le olur diyorduk da, ne anlamı vardı böyle birşeyi zorlamanın bilemiyorduk. Meğer zorlamakmış asıl strateji, taktik. O gün (Almanya maçı) bugündür de doğru dürüst tek maçımız yok milli takım olarak. Peki ondan önce? Hamit'in son dakika şutlarını yumurtlayan Norveç kalecisi kimdi yahu, veya Nikopolidis'in kariyerindeki en kötü maçı neredeydi? Bu takımın oynadığı oyun eridikçe eridi senelerdir. Zaten 90'ların sonuna kadar hiç yoktu neredeyse. Eee? Kadro kalitemiz, potansiyelimiz nedir gerçekten yahu?


Şudur; bir futbol mantalitesi benimsenir ve istikrarlı olarak üstüne gidilir, bu mantaliteyi tamamamen özümsemiş vasatüstü belli bir oyuncu sayısı yakalanır. Takım içi bütünleşmeyle taraftar desteği bir olur, yeri gelir İspanya'dan 5 yenir ama Malta'yla berabere kalınmaz, yeri gelir Almanya'yla berabere kalınır ama Costa Rica geçilir. Olup olacağı da odur. Ha daha fazlası denilecekse de Türk futbol altyapısının tesis ve antrenörleri sorgulanır. 20 yaşından sonra kimsenin (istisnalar kaideyi bozmaz) neden kendini geliştirmeye merakı kalmaması konuşulur.

Toparlamak gerekirse, ortalama bir kadromuz olduğunu ve aldığımız sonuçların normal olduğunu düşünüyorum. Teknik direktörümüz de fevkalade kötüydü bu son dönem, kadro tercihleri ile, belli bir mantalite tutturamamasıyla, kısaca her haliyle istikrarsız; üstelik siniriyle ve negatif insan ilişkileriyle antipatik. Tabi Fatih Terim'in resimden çıkmasıyla da bu kadronun vasat olduğu gerçeği değişmeyecek. Lakin, bu kadronun daha iyi bir takım olabilmesi umudu geri gelecek. İşte o umudun gözlerimizi kör etmesine izin vermeden, futbolcu havuzumuzun da yerini doğru analiz edebilmemiz için, dahası, akıl-sinir ve ruh sağlığımız için, bir fırsat var önümüzde. Temiz defterler alına, 4 ortalı en az, kaplana kırmızı kaplama kağıtlarıyla...

3 yorum:

Temur dedi ki...

http://jesusalmeyda.blogspot.com/2009/10/2002-vs-2009-gercek-potansiyelimiz-ne.html

Potansiyel abarttığımız kadar değl bence!

atigol dedi ki...

Bence örnek almamız gereken ülke Almanya.Onlarda vasat bir takım.Kadro kalitesi olarak bizden üstte değiller.Ama başarı ve sistem onlarda var bizde yok.Oyuncularımz bile nerdeyse ortak.Önümüzde süper adapte olabileceğimz bir sistem var.bunu görmemiz lazım...bahsettiğim sistem sahada ki diziliş değil milli takımlar ve altyapı olarak.

Şen Şef dedi ki...

Temur, itiraf ediyorum yazını okumuştum kendim yazmadan önce :)
Kadronun limitlerine eyvallah, kesinlikle hemfikiriz, ama belki sana göre birazcık daha beklenti içinde olduğum konu bu kadronun yine de daha iyi yönetilebileceğidir. En azından sahada ne yapmaya çalıştığı belli olan bir takım seyretmek oyuncu kalitesiyle alakalı değil..

Atigol, ben Almanya kadrosunu kesinlikle bizden yukarıda görüyorum. Belki gömlek gömlek üstümüzde değiller ama uzun bir analiz yapmaya gerek olmadan daha iyi bir takım derim ben. Benim genelde kadro kalitesi olarak kendimize yakın gördüğüm iskandinav ülkeleridir, bazen biz bazen onlar daha iyi kadrolara sahip gibi görünürler ama onlardaki istikrarın yanına yaklaşamamışızdır. Tabi insan yapısından lig yapısına o kadar benzemez durumdayız ki örnek alınabilir bir model sayılmazlar bizim için. Almanya da örnek almak için bize benzemezi çok bir ülkeymiş, futbol kültürüymüş gibi geliyor. Asıl mesele daha çok kendine uyan sistemi kendimiz yaratıp arkasında sabırla durabilecek dirayeti göstermekte bence.